Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Cesaret nedir? (2)

Radikal · 22 Temmuz 2001

Herkesle birlikte haklı çıkmaktansa

Tek başına yanılmak

yeğdir...

Daniel Barenboim, dünyanın en iyi orkestra şeflerinden biri. Berlin Staatskapelle Orkestrası'nı yönetiyor ve kendisini 'İsrail uyruklu dünya yurttaşı' diye tanımlayan bir Yahudi. Orkestrasıyla birlikte davet edildiği Kudüs'te 7 Temmuz gecesi verdiği konser, müzik tarihine 'Tristan ve Yseult Muharebesi' diye geçti. Çünkü... Daniel Barenboim, anavatanı İsrail'in çağrısını kabul ettiğinde müzik festivali yetkililerine Wagner'in Walkyrie operasının birinci perdesini çalmak istediğini belirtmişti. Ülkede ne kadar sivil toplum örgütü varsa ayaklandı. Alman temerküz kampları gazilerinden politikacılara, müzikseverlerden sevmeyenlere Barenboim'in repertuvarına şiddetle karşı çıktılar. Çünkü Wagner, tarihin en koyu Yahudi düşmanı bestecisi olmakla kalmayıp, müziği Nazilerin fon müziğiydi.

Nazizm'in ses dekoru Wagner'di, Wagner Nazizm'di. En azından İsraillilerin ezici çoğunluğu için. Ve İsrail'de Wagner müziğine karşı yazılı olmayan bir yasak hüküm sürüyordu. Haftalarca süren tartışmalardan sonra Daniel Barenboim, konser repertuvarını değiştirdi, Stravinsky ve Schumann çaldıracağını bildirdi.

Ama Daniel Barenboim, cesur ve inatçıydı. Stravinsky'nin Bahar Ayini'yle biten konser gecesi, salon alkıştan yıkılırken ve defalarca tekrar yaptıktan sonra yüzünü dinleyicilere döndü, kollarını onları kucaklar gibi açıp, sanki bir sır veriyormuşcasına: "Festival burada bitti. Şimdi size, hazır kendi aramızdayken, tümüyle kişisel bir öneri olarak, Wagner dinlemeyi teklif ediyorum. Karar sizin..." dedi. Salon bir anda karıştı. Alkışlar yuhaları, yuhalar alkışları bastırmaya çalışıyordu. Dinleyiciler yarım saat boyunca küfürleştiler. Wagner düşmanları: "Rezalet! Nazi müziği istemiyoruz," diye haykırıyor; hayranları: "Bu ülkede demokrasi var! Dinlemek istemiyorsanız çıkıp gidin!" diye bağırıyorlardı.

Maestronun yüzü kireç gibi, ama sakindi. Tartışmaları orkestra yönetir gibi yönlendirmeye çalışıyor, en sert Wagner muhaliflerini sahneye ve gerekçelerini izah etmeye davet ediyordu. Arkasında koskoca Saatskapelle Orkestrası, müzisyenleri büzüle büzüle dertop olmuş, korkuyla bekliyordu. Alman müzikçiler, kendilerinin sorumlu olmadığı bir tarihin yükü altında iyice ufalmışlardı. Kargaşanın sonunda Wagner muhalifleri kapıları hırsla çarpa çarpa salonu terk ettiler. Daniel Barenboim, değneğini kaldırdı ve Wagner'in insan ruhunu allak bullak eden ilk notaları yankılandı. Yorum olağanüstüydü. Alkışların içten şiddeti, yarısı boş salonu dolduruyordu.

Salonda kalanlar arasında, Le Monde gazetesi Kudüs muhabiri George Marion da vardı. Maestro Barenboim, kuliste kendisini ziyarete gelen muhabire: "İsrail'de Wagner çalınamamasına isyan ediyorum, kabullenemiyorum!" dedi. "Wagner çalınmadıkça, sanki Naziler kazandı, Yahudilere bu büyük

müzisyeni yasaklamayı başardılar, gibi geliyor. Kimseyi kırmak istemem ama insanlar, istedikleri müziği dinlemek hakkına sahiptir!"

Orkestra ise, ne düşüneceğini bilemez haldeydi. Onlar da prova sırasında kendi aralarında tartışmış ve Wagner çalınıp çalınmaması konusunda ikiye ayrılmışlardı. Ancak, tek bir kesinlikte birleşmişlerdi konser öncesi: Sonuç ne olursa olsun, Maestrolarını izleyeceklerdi ve izlediler. Bir karar vereni

izleyen, tüm kararsızlar gibi...

Bugün pazar. Cesaret diye yutturulan alçaklıkları anlatmadan önce, Le Monde'un birinci sayfasında okuduğum bu güzel cesaret öyküsünü sizinle paylaşmak istedim. Bizim ülkemizde böyle haberler, ne gazetelerin birinci sayfasında, ne de televizyonların müzik programlarında yer alır. Belki de bunun içindir ki, bizim ülkemizde kimse, hiçbir alanda TEK BAŞINA CESUR değildir. En cesur denilenler bile, bir çoğunlukla birlikte haklı olmaya çabalar. Ve asla herkes haklı olamayacağı için, hep yanılırlar, hep yanılırız. Yanıltırlar. Devamı yarına.