... Kadınları sevmek için
Milliyet · 22 Temmuz 2001
Mevsimlere göre alçalan ve yükselen, ama derin, ama hızla akan köpüklü suları intihar girişimlerini hiç boşa çıkarmayan Seine Nehri'nin ortasında, Saint Louis Adası'ndayız. Taştan oyulmuş kunt bir gemi gibi güven veren adanın kaptan köşkünde, nehre doğru bir divan, üstüne bir Türk kilimi ve sereserpe bir sarışın afet yayılmış. Karşısında mavi gözlü bir erkek güzeli, George Moustaki ve yanında, en şuh kılığımla (çünkü kahramanımız KADIN sever) bendeniz. Edith Piaf'ın "Haydi gelin Milord, oturun masama, dışarısı yaman soğuk, burası ılık... Ama... Ağlıyor musunuz yoksa?" diye teselli ettiği terk edilmiş sevdalıyı bir şarkıyla ölümsüzleştiren; Reggiani, Barbara, Dalida, Yves Montand ve daha onlarcasının sesine unutulmaz ezgiler yazan ve sonunda, kendi sesiyle dünyayı saran, sarsan ve sarmalayan George Moustaki anlatıyor, ben yazıyorum, sarışın afet de fotoğraf çekecek az sonra. Ünü dünyayı tutan ve Saint Louis adacığının "spesiyalitesi" Berthillon dondurmalarımızı yiyip, kahvelerimizi bitirince tabii. Tutku Meyvesi (Passion) ve çikolatadan oluşan dondurma çeşnisi çok lezzetli, ama asıl tadına doyulmayan George'un sohbeti.
Bilmem Fransızca bilip de Moustaki'nin şarkılarını dinlememiş, dinleyip de aşık olmamış bir kadın var mıdır dünyada? Özellikle, o feleğin çemberinden geçmiş ama doymamış erkek sesiyle: "Yaban yüzüm / Ve serseri Yahudi / Ve Rum çoban suretimle / Yirmi yaşlarını içmeye geldim senin..." diye çağırdığı zaman.
Şarkıcı, besteci, güfteci, ressam, tiyatro ve roman yazarı mı dediniz? George Moustaki bunların hepsi. Mısırlı, Yahudi, Yunanlı ve Fransız olunabilir mi? Moustaki hepsi. Altmış yedi yaşında motosiklet binilir ve pinpon şampiyonluğuna oynanır mı? Evet, Moustaki, hem de çok süratli. Üstelik kadınları ve aşkı hiç ıskalamayarak.
"Çok güzel bir kadındı. Fas'ta bir konserden sonra kulise geldi. Başlangıçta geçici bir ilişkiydi. Filistin yanlısı Faslı bir örgüt üyesiydi. Tanışmamızdan üç gün sonra, İsrail'e eylem yapmaya gitti. Yani teröristti. Ama davasını haklı buluyordum. Eğer İsrail'de tutuklanmamış olsaydı, kuşkusuz bir daha görüşmeyecektik. Eğer suikast yaptıktan sonra yakalansa ve cinayet işlemiş olsa, ellerine kan bulaşsa, sanırım sevemem, uzaklaşırdım. Ama planlanan suikastı gerçekleştiremeden yakalandı. Ve ben, ona her gün mektup yazmaya başladım. Aşkımız, İsrail Ramaley kadınlar hapishanesiyle Paris arasında gelip giden mektuplardan doğdu. Onu bir an için bile olsa görebilmek, ona dokunabilmek için Fransa ve İsrail'de kimi tanıyorsam araya sokup, dışişleri bakanlıklarını seferber ederek, Ramaley hapishanesinde bir konser tertipledim. Şimdi pek çok sanatçı hapishanelerde konser veriyor ama sanırım dünya cezaevi tarihinde ilk konseri, ben, onun için verdim. Adı Nadya'ydı. Çağıran demek Nadya. Şarkılarımı onun gözlerinin içine söyledim. Derken konser bitti, yalnızca elini sıkıp yanağından öpebildim. O kadar. Doyurulmamış bir özlem içinde arkasından bakarken Nadya'nın, İsrailli kadın baş gardiyan yanıma geldi ve: "Mösyö Moustaki, burada bir kadını öperseniz, tüm kadınları öpmeniz gerekir, yoksa isyan çıkar!" dedi. Yüzlerce kadın tutukluyu kucaklamak zorunda kaldım..."
İskenderiye doğumlu, Yunan yurttaşı, ama Yahudi George Moustaki'ye Arap aşkı Nadya'nın İsrail'e karşı bir terörist örgütten olmasının, kendisini rahatsız edip etmediğini sordum. Ne de olsa onun da ülkesi sayılırdı İsrail. "Sahici bir vatanım yok benim," dedi. "Ne ülkem var, ne de dinim. İlla ki kimliğimi sordukları zaman, Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen bir Akdenizli'yim, diyorum."
Gelecek hafta: Tavlada Betül kazanınca, ver elini Türkiye.
[Fotoğraf altyazısı: Şarkıcı, besteci, güfteci, ressam, tiyatro ve roman yazarı George Moustaki... (Fotoğraf: IŞIK MENDERES)]
