Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

İsyanlarımız

Radikal · 25 Temmuz 2001

Fareler, talihsiz hayvanlardır. Kadersizlikleri, insana yakın bir metabolizma sahibi olmaktır. İnsan sağlığını ilgilendiren tüm araştırma ve deneyler önce fareler üstünde yapılır. Ve çoğu korkunç deneylerin arasında, psikolojik olanları da vardır. İşte böyle deneylerden biri, 'stres' üstüne. Fareleri, bir kafese kapatıyorlar. Kafesin içinden geçirilen tellere düzenli aralıklarla elektrik veriyorlar. Akımın gücü ayarlı. Fareleri öldürmüyor, sarsıyor. Sinirleri geriliyor, stres yükleniyorlar. Elekrik verildiği sürede bir süt dökmüşlük, bir boyun eğmişlik, ürkek bir sükûnet gözleniyor hayvanlarda. Birbirleriyle temas etmiyorlar. Her biri kendi derdine düşüyor, içine kapanıyor. Derken, günün birinde akımı tümden kesiyorlar. O düzenli aralıklarla kapıldıkları sarsıntı gelmiyor. Farelerin rahat bir soluk almaları, normale dönmeleri beklenir değil mi, işkence bitince? Ne gezer. Birbirlerine saldırmaya başlıyorlar! Birbirlerinin gözünü oyuyorlar. İşkence yapılırken pısan hayvanlar, rahat bırakılınca saldırganlaşıyorlar. Hem de işkenceciye karşı değil, kendileri gibi kurban, hemcinslerine karşı!

Farelerin insanlara benzerliği, insanların da farelere benzerliğini içerir elbette. Metabolizmamız hemen hemen aynı. İsteyen gocunabilir, ama bu böyle. Ve naçiz yazarınız diyor ki: Kimse korkmasın. Türkiye'de sosyal patlama ŞİMDİ olmayacak. Daha zamanı var. Mantık sırası gelmedi. Çünkü çarpılıyoruz henüz. İşkence bitmedi. Toplum, her gün yeni bir zam, yeni bir kazık, yeni bir yoksunlukla sarsılıyor. Kaybedeceği hiçbir şeyi kalmayanların sayısı ezici çoğunluğa ulaştığı zaman, ortalık karışacak elbette. Ama ilk aşamada, biz yine birbirimizi yeriz, bizi bu hallere düşürenleri yemeyi düşünmeyiz, örgütlenemeyiz, tabiatımızda yok, merak etmesinler. MGK, 25 Temmuz'daki toplantısında

sosyal patlama olasılığını bir numaralı

'güvenlik sorunu' olarak görüşecekmiş. Çok güldüm. Neyin güvenliği, kimin güvenliği için endişe buyuruyorlar? Devletin güvenliği mi, hükümetin güvenliği mi? Çünkü haberleri var mı, bilmiyorum ama milletinki bitti. Yediler, bitirdiler. Neydi milletimizin güvenliği? Üç kuruş maaşıysa, yedi ayda yüzde 36.5'ini erittiler. Birikimiyse ve dolar bazında değilse, yarısı gitti.

Ama biz öylesine munis bir milletiz ki, Cenova'da küreselleşme karşıtlarının mücadelesine sayfalar ayrılıyor, yorumlar döşeniyor basınımızda, kendi yaşadığımız ülkenin cüceleşmesine karşı henüz üç kişi bile inmiyor sokağa! Zaten insek de kendi kendimize saldırırız. Milliyet gazetesinin dünkü sayısında, Melih Aşık'ın çarpıcı bir haber yorumu vardı:

Sosyal patlamadan korkan devlet, 2000 yılında 343 trilyon lira beyana dayalı vergi toplamış. Oysa 295 trilyon lira, yani 200 milyon dolar daha toplamalıymış, becerememiş. Ancak bu beceriksizlik, millete tam iki katına mal oluyor. Çünkü kendisine, yani bize ait ve toplayamadığı bu parayı, vergi olarak vermesi gerekirken vermeyenden yüzde yüz faizle borç olarak alıyor. Ve bu borcu, her gün yeni zamlar ve yeni vergilerle tuttuğuna, yani bize ödetiyor. Hani o Laila gibi yerler var ya, ölü çıkan evin komşusu olup vur patlasın çal oynasın dolar saçan arsızlar; devletin vergilendiremeyip borçlandığı ve bizim cebimizden faiziyle çalıp besledikleri, işte onlar. Bu yazıyı burada bitiriyorum, sevgili okurlar. Daha ileri gidersem, bu soyguncular beni halkı isyana kışkırtmaktan DGM'de yargılar. Motoru soğutmak, dilimi tutabilmek için tatile çıkıyorum. Bu işkenceyi ve sessizce katlananları seyretmeye tahammülüm kalmadı. Gelecek cuma, yeniden birlikte olacağız.