Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

İyiyi kovan kötü

Radikal · 4 Ağustos 2001

21. yüzyılın başında, Türkiye'den büyük bir beyin göçü yaşanacak. Bu göç, 1960'lı yıllarda Almanya'ya gönderilen vasıfsız Türk işçilerinin göçüne benzemiyor. Adı üstünde, 'beyin'ler, yani üstün vasıflı eğitim görmüş insanlar gidecekler ülkemizden. Halen Türkiye'de ve özellikle yabancı dilde eğitim yapan üniversite öğrencileri arasında azımsanmayacak sayıda genç, Kanada'dan Avustralya'ya tüm gelişmiş ülke temsilciliklerinin kapısını aşındırıyor ve kapağı şimdiden bir yerlere atmanın, Türkiye'den kaçıp 'kurtulmanın' yollarını arıyor. Bu eğilimin pek çok nedeni var. Bence en önemlileri, iki kalemde özetlenebilir. Türkiye'de vasıfsıza verilen prim; yani hiçbir şey olmayanın bir gecede sınırsız para ve güç sahibi olabilmesi, oysa okuyan insanın, teknokratın yetersiz kazançla süründürülmesi, bir. Türkiye'nin yönetim mekanizmasında, demokrasi gereği cahil çoğunluğun eğitimli azınlıktan daha fazla söz sahibi olması, iki. Bu saptamanın en belirgin örneği, TBMM'dir. Milletvekilleri dediğimiz insanlar, geniş genelinde ortanın altında eğitim görmüş, Türkiye'nin yetişmiş ya da yetişen kadrolarını ve beyinlerini temsil etmekten uzak olmakla kalmayıp, acizdirler. Bırakın milletvekillerini, hükümet üyelerine, yani 'bakan'lara bir bakın, aynı düzey farklılığını görürsünüz. Örneğin Türkiye'nin dünya çapında yeterliliğini kanıtlamış doktorları, cerrahları, profesörleri var. Sizce Sağlık Bakanı Durmuş, hangi üst düzeyde tıp bilimcisinin temsilcisi, savunucusu ya da kural koyucusu olabilir ki? Adalet Bakanı Türk, gerçekten ülkemizdeki tüm hukukçuların 'saygı' duyabileceği düzeyde biri mi? Üst vasıflının vasatın emrine verildiği bu listeyi uzatabilir ve Bakanlar Kurulu'nun geniş geneline yayabilirsiniz. İşin kötüsü, üst vasıflının vasat otorite emrine verildiği bu uygulamanın geçici olmaktan çıkıp, 1950'lerden beri 'sistem' haline getirilmiş olmasıdır. Yani Türkiye, bir yandan dünya çapında insanlar eğitir ve yetiştirirken, bir yandan da karar mekanizmasını ve geleceğini, ulusal çapta bile orta derecenin altında kalan kişilere teslim etmektedir.

Ülkemiz, en karmaşığından bir cebir problemi ve yıllardan beri ilkokul çocuklarının eline verilmiş, çözüm bekliyor. Orman yangınından donatımsız hastanesine, sosyal bunalımlarından tektonik depremlerine dek alınan tüm korkunç sonuçlardan;

bu ayakların baş, başların ayak olduğu sistem çarpıklığı sorumlu ve suçlu.

Bugün, henüz, her alanda yetkin ve yeterli sayıda bilimcimiz, uzmanımız var. En büyük sıkıntıları da maddi olanaksızlıktan çok, popülist politikacılar yüzünden işe yarayamamak. Ama belli bir yurtseverlik ve fedakârlık anlayışıyla donanmış bu insanlar, artık sonuncu kuşak. Onların yerini alacakların sayısı azalıyor. Gelecek kuşakların büyük çoğunluğu, artık beynini ve bilgisini, o beyne ve bilgiye değer verip işleyecek bir kurum ararken 'ulusal'ı bir yana bıraktı. Türkiye'den gitmek istiyorlar. Kesinlikle de haklılar. Hem geçinecek parayı kazanamamak, hem birikimine değer verilme-

mek, hem de kendisinin küçük parmağı olamayacak adamlar tarafından yönetilmeyi kabul etmek; hiçbir teselliyle avutulamaz. Kimisi gider ve döner. Ancak en iyileri, gidecek ve bir daha gelmeyecekler.

21. yüzyılda Türkiye'nin, koşullanmış milliyetçi kurtçuklarla, ümmetçi kadroların eline kalmasından korkuyorum. Onlar kalacaklar, çünkü alıcıları yok.

(Not:) Bu yazı 02.10.1999'da yazıldı ve basıldı. Demek ki perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş.