Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Sesin ölümü

Radikal · 5 Ağustos 2001

Fransa'nın 'fine fleur' diye adlandırılan nadide çiçeklerini, yani üst düzeyde eğitim gören gençlerini yetiştiren ünlü liselerinden Janson de Sailly'nin felsefe (Evet! Bu ülke liselerinde hâlâ felsefe okutulur...) hocası; bir gün öğrencilerine şöyle dedi: "Beaubourg Meydanı'nda Diyojen türü bir fizolof var. Adı, Muna."

Gerçek adı Andre Dupont olan çağdaş Diyojen, Fransız sokak filozoflarının sonuncusuydu. Kendisine "Muna Agigi olmasaydın ne olurdun?" diye sorulunca: "Yaşlı bir budala," yanıtını verirdi. Ve yaşamında övündüğü tek iltifat, Janson de Sailly hocasının sözüydü. "Yaşam kısa, ölüm uzundur," derdi ve bir mayıs akşamı, 88 yaşında, yüreği duruverdi. Onun kimsesi yoktu. Ama herkesin Muna'sı vardı. Hiç acı çekmedi. Çektirmek de istemezdi. Ancak ölümü acıya boğdu tüm Paris'i. Ve maddi anlamda hiçbir şeyciği olmayan, düşüncelerini sözlere döken, kalıcılığı iplemeyen bu kitapsız filozof için ülkenin en usta kalemleri ağıtlar yaktılar. Kimse ilan vermedi ardından ama, tüm gazetelerin birinci sayfalarından verildi ölümü. Bir büyük yazarın, şöhreti "Ölümün birinci sayfada yer almasıdır," diye tanımladığı düşünülecek olursa, şöhreti peşinde koşmadan yakalayan adamdı Muna Agigi. 'Agigist Ekol'ün kurucusu ve tek temsilcisi, militarizm ve ırkçılık karşıtı, barışçı, daha 'çevreci' sözü icat edilmeden çevreciydi. Sıkı bir budalalık düşmanı olarak kendisini: 'Haberci Soytarı' diye tanımlar ve Paris sokaklarını bisikletiyle dolaşırdı. Bir menkıbeydi bu bisiklet! Kauçuk balonuna basınca 'vak, vak' diye öten bir boru klaksonu vardı. Ardına takılı küçücük çek çek arabasında dağıttığı broşürleri taşırdı. O broşürler, el makinesinde basılır ve Muna'nın özgün düşüncelerini yansıtırdı.

Ona ilk kez, Senato'nun bahçesi sayılan Luxembourg Parkı'nda rastlamıştım. Yanında getirdiği portakal sandığının üstüne çıkmış, çevresine toplanan izleyicilere, müthiş zeki ve esprili bir dille savaşı eleştiriyor, atom bombasıyla dalga geçiyor, barıştan söz ediyor, politikacıların güdüklüğünü anlatıyordu. Koşa koşa iki bekçi geldi, nazik ama tavizsiz biçimde. "Bu parkta serbest kürsünün yasak!" olduğunu söylediler Muna'ya. Andre Dupont, cebinden buruşuk bir kâğıt parçası çıkardı ve: "Beyler, ben bu söylev için senatörlerden izin aldım!" deyiverdi. Belge gerçekti. Ancak 'serbest kürsü' izninin parkın açık alanında değil, 'kameriye çatısı altına' verildiği anlaşılınca, Muna koluna girdi iki bekçinin ve muzaffer bir komutan edasıyla: "Öyleyse orada devam ederiz," diye onları da seyircilerinin arasına katıp yürüdü hedefe, yani kameriyeye.

Yedi yaşında babasını, dokuz yaşında annesini yitirmiş bir köylü çocuğuydu o. 16 yaşında deniz kuvvetlerine yazılmış, elbette 'disiplinsizlik' yüzünden atılmıştı. Dört yıl süren tek evliliği, İkinci Dünya Savaşı sırasında, eşini bir kahvede Alman subaylarla sarmaş dolaş görünce bitmişti. 'Agigist' felsefeye, Antibes Adaları'nda barcılık yaparken vâkıf olmuş, Paris'e, yeni öğretiyi yaymaya gelmişti doğruca. 1974 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde sokak sokak gezerek 'aday değil'liğini açıklamasıyla tüm Paris'i fethetmişti. Ama Paris belediye başkanlığına talip olmuş, 'daha çok bisiklet, daha az otomobil' propagandasıyla 774 oy alabilmişti!

1950'den öteye tüm kent halkının en az bir kez rastladığı Muna'nın ölümüyle sustu feylesof Paris sokakları. Onun sözleri gülümsetirdi, sessizliği ağlattı.