Tabut ve taht
Radikal · 10 Ağustos 2001
Uygarlığın karşıtı barbarlıksa eğer, uygarlık ve barbarlık arasında elbette saymakla bitmeyecek farklar vardır. Ancak uygarlığın barbarlıktan yola çıktığı ya da uygarlıktan barbarlığa dönüldüğü düşünülecek olursa, iki tutum arasındaki fark, 'değişik
olmak' anlamında değil, temeli aynı bir durumun evrimi içinde beliren 'ayrılık' biçiminde anlaşılmalıdır, naçizane bencileyin.
Bu saptamaya sadık yazarınız, uygarlıkla barbarlığı ayıran en önemli özelliğin,
'ölüm' karşısındaki tutum olduğunu düşünmüştür hep. Uygarlık yaşama saygı duyar ve yüceltir, ölümden korkar ve önlemeye çalışır. Barbarlık ise, yaşam ve ölüme hayvanca bir içgüdüyle yaklaşır. Yaşamak için çok kolay öldürür. Öldürmek, yaşamın bir parçasıdır barbarlıkta. Dolayısıyla ölmek de basitleşir. Yaşam ve ölüm, iç içedir böylesi toplumlarda. Birine asılırken, ötekinden de pek çekinilmez.
Ünlü mucit ve sanayici George Westinghouse'un aynı adı taşıyan şirketi, dünyada ilk kez elektrikli iskemle tasarımıyla, yeni tür idamı icat edip piyasaya sürdüğünde, eskiden Habeşistan, sonradan Etiyopya diye anılan ülkede imparator Menelik hüküm sürüyordu. Menelik'in ülkesindeki durum çok karışıktı ve çok adam öldürmek gerekiyordu. İmparator, Westinghouse'un ünü yepyeni iskemlesini duymuştu. İdamlıklar, sarsıla sarsıla ölüyor, kan görülmüyordu. Hemen Amerika'ya iki elektrikli iskemle sipariş etti Menelik. Sipariş iskemleler, heyula gibi geldiler ABD'den. Menelik ve saray erkânı, görünüşlerinden çok etkilenmişlerdi. Artık nasıl çalıştırmaya kalktılar, üstüne kimi oturttular da ölmedi bilmiyorum, ama sonunda Menelik ve adamları, iskemlenin durup dururken infaz yapmadığını anladılar.
İskemlenin çalışması için elektrik gerekiyordu, oysa Habeşistan'da elektrik yoktu henüz! Bu arada, iskemlelere dünya kadar para ödenmişti. Menelik, adamlarına emir verdi: İskemlelerden biri derhal Westinghouse'a geri gönderilecek,
ikincisini ise kendisi... taht olarak kullanacaktı!
Ve krallar kralı Haile Selasiye'ye kadar, hatta bir süre daha Habeşistan
İmparatorluğu'nun iktidar tahtı bir elektrikli iskemleydi, sevgili okurlar!
Kanlı iç çekişmeler sonucu Haile Selasiye'nin yetkilerini elinden alıp iktidara geçen Marksist Leninist Yüzbaşı Haile Mariam Mengistu ise başka bir âlemdi. 'Cüce' lakabıyla anılan ve kısa boyunu gizlemek için topuklu ayakkabılar giyen Mengistu, Haile Selasiye'nin ailesindeki tüm erkek bireyleri öldürttü, haremini ise sarayın yedi kat dibindeki zindanlara tıktı. Ancak bununla da yetinmedi ve yetkisiz imparatorun 1975 yılında ölümünden (ya da katlinden) sonra, Haile Selasiye'nin cenazesini, bir daha dirilmeyeceğinden emin olmak ister gibi, saraydaki çalışma odasının tabanına, çalışma masasının altına gömdürdü. Ve yıllarca, bir mezarın üstünden yönetti Etiyopya'yı!
Gördüğünüz gibi, uygarlık yolunda ilerlemeye çalışan barbar toplumlarda ölümle iç içe yaşamak iktidarları rahatsız etmiyor. Galiba vatan için ölmeye hazır olmak, vatan için öldürmeyi de olağan kılan tutum. Ya da tersi. Gerçek uygarlık, bu halkalardan birisini kırmaktan geçiyor aslında. O zaman,
ötekisi de kadük oluyor.
Türkiye'de de vatan için ölmek vatan için yaşamaktan daha kutsal sayılmakla kalmayıp,
çoğu kez vatanseverliği tanımlamaya yarıyor.
Öldüreni öldürerek, dolayısıyla ölerek mi devam edeceğiz devletin birliğini savunmaya, yoksa bu kısırdöngüyü halkalardan birini kırarak mı durdurmaya çalışacağız? İşte sorun burada.
Anlayana...