Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Çingene sözü

Radikal · 12 Ağustos 2001

'Kalleşlik etmeden de yaşayabilirsin!'

Giorgio Caproni

***

Bir resim galerisinin sahibi hanım, Paris'in Vincennes ormanlarında gezintiye çıkmıştı. Gide gide ormanın dışına, araba lastiğinden buzdolabına, binlerce çeşit eskinin depolandığı, hurdalık alana düştü yolu. İn cin top oynuyordu ortalıkta, üstelik hurdacılar da türü kendine özgü, garip insanlardı, biliyordu gezgin hanım. Ancak onca ilgisiz eşyanın üst üste yığıldığı alanda, atları olmayan bir atlıkarınca çekmişti ilgisini. Geçen yüzyıldan kalmışa benziyordu. Kendini tutamadı, bakmak için yaklaştı. Atlıkarıncanın tahta aksamı, olağanüstü güzellikte desenlerle bezeliydi. Üstelik desenler, Toulouse Lautrec'in resimlerine çok benziyordu. Kim süslediyse, atlıkarıncanın tahta panolarını tuval gibi işlemiş, geçen yüzyıl lunaparklarından sahneler canlandırmıştı. Galeri sahibi hanım, profesyonelce bir ilgiyle incelerken resimleri, atlıkarıncanın orta direğinin en altında, eski püskü tahta panonun ucunda bir imzaya rastladı. İç içe geçmiş T ve L harflerinden oluşan imzayı seçince, hop etti yüreği. Ama bu, bu, bu imza, Toulouse Lautrec'in ta kendisiydi! Az kaldı bayılıyordu, galeri sahibi hanım. Ağzına gelen yüreciğini yerine yollayıp, yana yakıla ıssız hurdalığın sahibini aramaya başladı. Alanın ortasındaki derme çatma kulübede, kahve yaparken buldu. Karayağız, bıyıkları yukarı kıvrık bir adamdı. Boynuna, yağlı ilmeğe benzeyen kirli kırmızı bir eşarp bağlamıştı. Galeri sahibi hanım, sakin olmasına gayret ettiği, güya ilgisiz bir sesle sordu: "Atlıkarınca satılık mı?"

"Evet," dedi adam. "Üstelik mekanizmasını yeni tamir ettim, gıcır gıcır işliyor. Atlar da burada, hepsini tek tek elden geçiriyorum.

Ancak, tahta panolarını geçen hafta sattım! Gelip alacaklar. Eğer ilgileniyorsanız, tahta aksamı yeni yaptırmak zorundasınız."

Az önce hoplayıp zıplayan yüreği duruverecek gibi oldu galeri sahibesinin.

Hurdacı, tahta panoların değerinden habersizdi, üç beş kuruşa elden çıkarmıştı, belli. "Ama ben orijinal panolarıyla birlikte isterim atlıkarıncayı. Henüz teslim etmediğinize göre, bana satın, böylece bütün olarak elden çıkarmış olursunuz atlıkarıncayı!" diye önerdi.

"Olmaz," dedi, adam. "Sattım panoları."

Ve aralarındaki sağırlar diyaloğu şöyle devam etti: "Kaparo aldınız mı peki?.. Hayır!.. Öyleyse vazgeçin, size bir katı fazlasını vereceğim alacağınızdan... Olmaz... İki katını ödeyeceğim... Hayır..."

Hurdacının panoları kaça sattığını bile bilmeden, alacağının on katına kadar çıktı kadın. Sonunda yavaş yavaş yerinden doğruldu adam. Tehdit dolu bir sesle gürledi: "Hayır, dedim Madam! Sözüm ÇİNGENE sözüdür! Çekip gidin artık, canımı sıkmaya başladınız, yoksa karışmam!"

Palabra de Gitano! Parole de Gitan! Çingene Sözü, vermişti adam. Hiç kazanmasa, çok yitirse de dönmeyecekti. Yerleşik toplumların

hırsız, arsız ve yalancı bellediği Çingenelerin, bir sözü vardı, tek sözü vardı.

Hani bir deyim vardır, karışık ve belirsiz ortamlar için 'Çingene çalıyor, Kürt oynuyor,' denir.

Keşke öyle olsaydı...

Sanırım çoook uzun yıllardan beri Türkiye'de yalnız Türkler çalıyor ve Türkler oynuyor.