Bir bina yükseliyor!
Radikal · 13 Ağustos 2001
Bu yazının başlığı, 'küçük yolsuzluğun zaferi' de olabilirdi. Huzurlu bir yaz aramaya geldiğim Cihangir'de, tam da bizim apartmanın arkasında, yani Tüfekçi Salih Sokak'ta bir inşaat başlamıştı. Deprem bekleyen İstanbul'da inşaatlar nasıl yapılıyor diye meraklanan Daniel, mimara mühendise ihtiyaç duymayan becerikli Türk müteahhit ve işçilerinin çalışmasını ilgiyle izliyor ve dehşetengiz gelişmelerden beni de haberdar ediyordu. İnşaatın sahibi, 'bakkal ve müteahhit' baba oğul, yapmaktan çok yıkmaya meyilliydiler. Önce bizim apartmanın bahçe duvarını yıktılar. Sonra arsayı kazmaya başladılar. Öyle canla başla kazıyorlardı ki, hızlarını alamayıp inşaata bitişik apartmanın temelini oydular. Apartman bir hafta süreyle havada kaldı, yan duvarı çatlamaya, biz de ne zaman yıkılacak diye beklemeye başladık. Tabii bu arada, tecrübeli müteahhit bütün sokağı molozlarıyla işgal etmiş, açtığı temel çukurunu tahta perdeyle falan çevirmeye gerek görmemiş, ancak ortalıkta hiçbir denetleyici görünmediğine bakılırsa, Beyoğlu'nun FP'li belediyesini 'görmüş'tü. Cumartesi, pazar demeden sokağı oyuyordu. Derken dün sabah, yani pazar sabahı zemin ve beyin oyma işlemine 8.30'da başlayınca, bütün sokak ayaklandı. Pencerelerden itirazlar yükseldi ve pazar günü bu saatte gürültü etmeye hakkınız yok denildi. Müteahhidin arası öylesine iyiydi ki Beyoğlu'nun Faziletli belediyesiyle, yanıt özür dilemek ve aşağıdan almak yerine, itiraz eden mahalle sakinlerine 'küfür' olarak verildi.
Saat 9'da hepimiz telefonlarımıza sarıldık, kimimiz belediyeyi aradı, kimimiz polisi. Tabii ki Beyoğlu belediye zabıtası gelmedi. Gelirdi, ama dün sabah Urfa'da falan görevli olmalıydı herhalde, gelemedi. Fakat Karaköy Karakolu'na bağlı iki polis arabası geldi. Şikâyetler pencerelerden tekrarlandı ancak polis ekipleri, şikâyetçileri karakola ifade vermeye davet edince, sokağın tüm efeleri geri çekildi ve ortada yurttaşlık bilinci içinde hareket etmeye çalışan biri de bendeniz, üç kadın kaldı. Küfürden yalvarışa geçen iki müteahhit ile biz şikâyetçiler, nüfus kâğıtlarımızı alıp gittik karakola. Bizi bir odaya aldılar, müteahhitleri de girişte incelemeye. Polis memuru, bilgisayarının karşısına oturdu, nüfus kâğıtlarımızı önüne koydu ve tam ifademizi almaya hazırlanıyordu ki... Müteahhitlerin bekletildikleri yerden gelip bizim bulunduğumuz odaya giren güvenlik görevlisi bir şeyler söyledi, ifademizi almaya başlayan memur birden durup: "Ben sizin ifadenizi alamam, almak için kavga (dövüş, demek istiyor) olması gerekirdi, şimdi siz Halıcıoğlu'ndaki savcılığa gideceksiniz, oraya şikâyet dilekçesi vereceksiniz, sonra geleceksiniz!" dedi. Yani sokak halkı olarak müteahhidin ağzını burnunu kırmadığımız ya da kendi burnumuzu kırdırmadığımız için uzun bir bürokrasiden geçmemiz gerekiyordu.
Bu arada, müteahhitlerin inşaat izninde yer alan hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği, tahta perde, güvenlik önlemi gibi hiçbir koşula uymadığı ve pazar günü çalışmak izni olmadığı anlaşılmıştı. Karaköy polisinden hiç olmazsa bu konuda bir zabıt tutmasını istedik, ama işte, ne olduysa girişte, polis yalnız bizim ifadelerimizi alamamakla kalmayıp, bu zabıtı da tutamaz olmuştu. Zaten inşaatın pazar günü çalışmasını da, polis değil belediye zabıtası engellemek durumundaydı. Karakola geldiğinde süt dökmüşe benzeyen müteahhitlerin biti ise yeniden kanlanmıştı nedense, polis memurlarının gözünün içine baka baka, şikâyetçi olan üç hanıma bakıp: "Ne rahatsızlığı be! Benim işçilerim namaz kılıyor, namaz kılmalarından mı rahatsız oldunuz yoksa?" demesin mi?
Mesele anlaşılmıştı. Madem ki bir kez daha mağluptu müminlik önünde yurttaşlık, başımızı öne eğip geri döndük üç hanım, Cihangir'e. Size bu satırları yazarken, pazar günü çalışma izni olmayan inşaat gürül gürül sürüyor ve baba oğul bakkal müteahhit, arada bir komşu pencerelere bakıp gülüyorlar. Oysa FP'li Kadir Topbaş başkanlığındaki aynı Beyoğlu Belediyesi, birkaç ay önce ben minicik dairemin dışında değil, içinde tadilat yaptırırken, Cihangir'in sit(!) alanı olduğu ve önceden izin almadığım gerekçesiyle kapımı mühürlemiş ve 250 milyon para cezası karşılığında açmıştı.
Benim kabahatim. Namaz kılıp kimi göreceğimi bilseydim, değil tadilat, inşaat bile yapardım!