Ölümsüz kadınlık
Radikal · 19 Ağustos 2001
Onun gibi olamayacağımı, kimsenin olamayacağını bilerek imrendim hep, Marguerite Yourcenar'a. Yazar Yourcenar'ı yaşarken diğerlerinden farklı kılan üç
özellik vardı ve ölümünden sonra hâlâ var.
O, dünyada sayıları bir elin parmaklarını aşmayan, kitaplarını iki dilde aynı maharetle yazan edebiyatçılardan biriydi. Yazı üslubu kadınlık ya da erkeklik kokmaz, yazının niteliği cinsiyet taşımazdı.
'Hadrien'in Anıları' bir imparatorun ağzından böyle yazılabildi. Ve Marguerite Yourcenar, Fransız yazınının kutsal tapınağı, tutucu mu tutucu, seçkinci mi seçkinci Fransız Akademisi'nin soylu üyeliğine kabul edilen tek kadındı. 1634 yılında kurulan Fransız Akademisi, kapılarını ilk ve son kez bir kadın yazara, Marguerite Yourcenar'a 1980 yılında açtı.
Yazın dünyamdaki ikinci Marguerite, Duras'dır. Yapıtlarının kimini severek okudum, kimini sevmedim. Yazın dilinde devrim yaptığını, roman anlayışına bambaşka bir üslup getirdiğini kabul ediyorum. Ama ruh halini hiç paylaşmadım.
Buna karşılık özel yaşamının, yazdıklarından daha ilginç, daha destansı olduğunu düşünürüm. Yourcenar'ın tersine, kaleminden buram buram dişilik damlar. Yalnız kaleminden mi? Yaşadığı zamanın en güzel kadınlarından biridir Duras.
'Moderato Cantabile'nin yazarı ve 'Hiroşima, Sevgilim'in senaristinin son Éşığı, kendisinden 40 yaş genç bir adamdı. Soyadını unuttum, Yann adlı gence miras olarak, aşklarını anlatan ve ismini taşıyan bir roman bıraktı zaten. Birlikte geçirdikleri on küsur yıl süresinde, Marguerite Yourcenar, kamburu çıkmış, hastalıklı, tıknefes, ölümün arifesinde bekleyen bir yaşlı kadındı. Yann ise, eli yüzü düzgün, gencecik bir çocuk.
Duras'nın, Yann için yazdığı roman daha yayımlanmamıştı. Yani henüz bilmiyordum ne kadar büyük bir aşk yaşadıklarını.
Bir gün, kendisi de yazar, çok akıllı, çok nüktedan ve çok sevdiğim bir 'ağabey'imi ağırlıyordum Paris'te. Bir dergide, Marguerite Duras ile genç sevgilisinin fotoğrafları yayımlanmıştı. Duras, Éşığının yanında canlı cenaze gibi duruyordu. Arkadaşıma gösterip: "Şu adamdaki hırsa bak," dedim. "Kendi gücüyle varlık gösteremediği yazın dünyasında adından söz ettirebilmek için, Duras gibi huysuz bir ihtiyarla yatağa girmeyi midesi kaldırıyor."
Genç ve güzel hanımlara düşkünlüğüyle tanınmakla kalmayıp, konuyla ilgili ürettiği fıkraları arkadaş çevresini gülmekten kırıp geçiren yazar dostum, kendisinden hiç beklemediğim bir ciddiyetle: "Sen deli misin?" dedi. "Marguerite Duras o kadın! Elbette Éşık olunur. Ben Marguerite Duras'nın yatağına 100 yaşında bile olsa girerim. Ben de Éşığım ona. Hem de Moderato Cantabile'yi okuduğum günden beri..."
Benzer bir itirafı, Daniel'den de duydum geçen gün. O da, bir Jeanne Moreau hayranıymış meğerse.
Ünlü oyuncuyu 100 yaşında bile sevmeye hazır bizimki. Bu olağanüstü kadına olan tutkusunu, 13 yaşından beri büyütüp beslemiş yüreğinde. Dolayısıyla bendeniz, bugünlerde 'Jules ve Jim'in paylaşamadığı efsane dişinin: "Hafızam tekliyor, iyi anımsamıyorum..." diye başlayan şarkısını mırıldanıp duruyor, gripten sonra ilerleyen bunaklığımı Jeanne Moreau'yu taklit ederek çekici kılmaya çalışıyorum.
Ölümsüz kadınlığın ne olduğunu, gördüğünüz gibi erkeklerden öğrendim. Bayılıyorum yaşlı 'diva'lara hayran erkeklere. Her eve lazım, diye düşünüyorum. Diva olmasak da, bize de gerekebilir. Tüm kadınların eninde sonunda, 'yıllanmış şarap tadına' erişeceği bir gün gelir, ihtiyacı olur eski şarap düşkünü bir uzmana.