Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Uyarıyorum!

Radikal · 22 Ağustos 2001

Kısmetsiz Türkiye'nin kısmeti, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ve bakanlığı, Radikal'i hasım ilan etti, sevgili okurlar. Dünkü Radikal'in manşet haberini kuşkusuz okumuşsunuzdur: Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, gazetemizin 20 Temmuz 2001 tarihli sayısında yer alan 'Adli Tatil Bugün Başlıyor' başlıklı haberi ve benim haberden bir ay önce, yani 29 Haziran tarihli 'Allah İçin' başlıklı yazımı, Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanlığı'na şikâyet etmiş. Ertosun'un iddiasına göre, söz konusu haber ve benim yazıda, cezaevlerinde 'Hayata Dönüş' operasyonlarını aşağılayan, eleştiri sınırlarını aşan yorumlar varmış. Ertosun'un şikâyetini muameleye koyan Basın İlan Genel Müdürlüğü, Radikal gazetesinden savunma istemiş. Eğer savunmamız kabul görmezse, gazetemizin ilan gelirleri bir kez daha kesilecek. Bir kez daha kesilecek, çünkü Hikmet Sami Türk, aynı yönteme bir kez daha başvurmuş ve başarılı olmuştu.

Böyle bir başvuru ve böyle bir şikâyet, demokratik bir ülkede OLMAZ. Ama Türkiye, doğrulara ve gerçeklere sansür koyan, faşizan bir ülke, dolayısıyla Adalet Bakanı ve bakanlığının sansürcü tavırları normaldir. TBMM Sema Pişkinsüt'e, üstelik tam yetkiyle donatıp bak bakalım Türkiye'de işkence var mıymış, araştır, dedi mi? Dedi. Sema Pişkinsüt işkence yapıldığını kanıtladı mı? Kanıtladı. Şimdi normal bir adaletten ne beklenir? İşkence yapan kişilerin peşine düşmesi değil mi? Hayır, değil. Bizim adalete bakanlar, Sema Pişkinsüt'ü 'Vay niye doğruyu söyledin, üstelik kanıtladın?' diye soruşturur.

Aynı bakanlığın, cezaevlerinde giriştiği

'Hayata Dönüş' operasyonlarının, aslında 'Ölüme Gidiş'le sonuçlandığını Radikal gazetesi değil, Adli Tıp raporları kanıtladı. Radikal gazetesi ve yazarları ise, bu raporları ve gösterdikleri sonuçları yayımladı ve yorumladı. Sonuç, basında

'Sansüre Dönüş' operasyonu. Hayata döndürürken öldürüyorlar ya, Radikal'i de adil bir biçimde, ilanlarını keserek boğacaklar işte.

Benim merak ettiğim, kendisini bizim yazı ve haberlerimizle 'aşağılanmış' hisseden Adalet Bakanlığı'nın, dünya basınını nasıl gemlemeyi düşündüğü. Öyle ya... New York Times'tan The Guardian'a, Le Figaro'dan Le Monde'a, yetmiş iki yabancı gazetenin habercisi ve yazarı, Hikmet Sami Türk başta olmak üzere tüm bakanlığı hakkında ve söz konusu 'Hayata Dönüş' operasyonları babında demediklerini, söylemediklerini bırakmadılar.

Bizim yazdıklarımız, dünya basınında çıkan eleştirilerin yanında zemzemle yıkanmış kalır. Soruyorum, acaba nasıl cezalandırmayı düşünüyor sayın Hikmet Sami Türk ve Adalet Bakanlığı kendilerini yerin dibine sokup çıkaran dünya basınını? Nasıl bir sansür koymayı düşünüyorlar Alman gazetelerine, İtalyan gazetelerine, İngiliz, Fransız, Hollandalı, İsveçli, ABD'li basına? Kime kestirecekler acaba ilan gelirlerini?

Kime şikâyet edecekler onları? Tabii kimseye. Çünkü, Irak gibi de yaşayabilir Türkiye. Irak'ta olup bitenleri biz biliriz, ama Irak halkı bilmez.

Tüm dünya yazar, ama Irak gazeteleri yazamaz.

İşte bunu özlüyorlar Türkiye'de.

Benim bu Adalet Bakanı ve bakanlığıyla altı davam var, sevgili okurlar. Hikmet Sami Türk, bizzat iki ve bakanlığı da dört adet dava açtılar. Ve davalar sürerken, aynı Adalet Bakanı F tipi cezaevleri konusunda yazı yazdığım sırada, sanki mahkemeli değilmişiz gibi, beni arayıp üstelik güzel güzel telefonla konuşmaya kalkmaz mı? Kendisine: "Beyfendi," dedim, "Hal hatır sorduğunuz beni, siz dava ettiniz. Hem ağır cezada hapsimi, hem de asliyede manevi tazminat talep ediyorsunuz. Hangi yüzle bana telefon ediyorsunuz?"

Ve şimdi, sevgili okurlar, huzurunuzda kendisini ilk kez uyarıyorum: Şimdilik ülkemin GERÇEK adaletini ve çok güvendiğim ve saydığım ve ezilen ve hakları yenen, evrensel çapta adil yargıçlarının kararını bekliyorum. Onlar bugüne değin beni haksız çıkarmadılar. Ama... Sayın Hikmet Sami Türk, sizin ve bakanlığınızın bana açmış olduğu ve kaybettiğim bir dava olursa, o davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, Strasbourg'a götüreceğim. Yetinmeyeceğim, tüm uluslararası basın örgütlerine şikâyet edeceğim, sizi ve uygulamalarınızı. Ve inanın, bendeniz TEK insanın bile bütün bir sistemle mücadele edip, kazanabileceğine inananlardanım. Üstelik çok inatçıyımdır. Ne cahil, ne de zavallıyım. Nasıl dövüşüleceğini bilirim. Sonuç, bir bakan ve bakanlık açısından hiç iç açıcı ve gurur verici olmayabilir. Söylemedi demeyin.

Üstelik sayın bakan, bendeniz naçiz yazar, tüm yazılarımın sorumluluğunu alır ve suç işlediysem, cezasına katlanırım. Ama gazetem Radikal'in benim yazım yüzünden sansürlenmesine, kesinlikle razı gelmem. Bir başkasının, tüzelkişilik de olsa bir gazetenin benim bir yazım yüzünden ilan gelirlerinin kesilmesini çok haksız buluyorum. Gelin, siz Radikal'i boğmaya kalkmayın, benimle başa çıkmaya çalışın. Belki daha az öfkelenirim...