Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Hilal ve hilal

Radikal · 29 Ağustos 2001

Tatil bitti. Siz bu satırları okurken, ben bir kez daha yollara düşmüş olacağım.

İstanbul göğünü bir kez daha selamlayıp, arkamda bırakacağım. Bir ay boyunca aynı havayı soluduk, aynı suyu paylaştık. Görev yerim, Paris'e dönüyorum, bir kez daha. Düşünüyorum da, 13 yıldan beri dış muhabir başlayıp dış muhabirliğin yanı sıra 'dış köşe' yazarı olarak süren gazetecilik yaşamımda hiç böylesine mutsuz olmamıştım bir dönüşte.

İçim hep kan ağlardı, evet. Hep sızlardı yüreğim. Ama o üzüntülerde, özlemin tadı vardı. Çünkü ben hep, binlerce kilometre ötede bile Türk, Türkiye'de gibi yaşadım. Sevdiklerimin kahkahalarını ve hıçkırıklarını

arkada bıraktığım için acı çekerdim. Oysa bu kez...

Bu kez farklı. Acı değil, hüzün değil, özlem değil duygularım. Düpedüz korkuyorum. Sevdiklerim için, tanıdığım tanımadığım tüm güzel insanlar için, sizler için korkuyorum. Gördüklerim, duyduklarım; tanık olduğum tüm olaylar, her geçen gün bir parçasını daha haklı çıkarıyor, kapkara öngörülerimin.

Üzeyir Garih'in öldürülmesinden tam bir hafta önce, bir Gökova gecesinde, dostlarıma:

"Türkiye, MHP ile AK'çıların eline kalacak, iki hilal arasında ezilecek," dedim. Ülkemizde, aşırı milliyetçiler ve şeriatçıların dışında sayısal bir güç, siyasal bir çoğunluk kalmadı. Sessiz yığınlar dediğimiz zararsız insanlar ve sesli azınlık ama yine zararsız bizler, son derece örgütlü hareket eden MHP'liler ve AK'çıların önünde hiçbir güç ifade etmiyoruz, emin olabilirsiniz. Türkiye hızla, aslında temelde birbirinden hiç farkı olmayan, milliyetçi ve dinci kesimin paylaşımına doğru gidiyor. Farkları yok, çünkü MHP'nin tabanı da dinci, AK'çıların tabanı da milliyetçi. Olmayan ve var gibi gösterilen fark, salt iki ayrı çatı altında toplanmaları, kuruluş tarihleri ve liderlik gibi ayrıntılardan ibaret.

Türkiye'den son götürdüğüm imge, dün Anadolukavağı'nda rastladığım bir ana-oğul resmi olacak: Kara çarşaflı bir kadın ve beş yaşlarında, tepeden tırnağa komando giysileri içinde bir çocuk.

Ana önde, çocuk arkada, el ele gidiyorlardı.

Türkiye'de herkes, eğitimlisi eğitimsizi, içten içe, hatta çoğu kez dışarı vurarak: 'Şeriat gelemez, ordu durdurur!' diyor, gönül rahatlığı içinde yayılıp askeri bekliyor.

Oysa asker dediğiniz nedir? Birkaç bin emir veren mi, yoksa yarım milyon emir alan mı? Üst komuta kademesinin şeriata geçit vermemeye ve laik cumhuriyeti savunmaya kararlı olduğu kesin. Ama benim aldığım bilgiler, ordunun tabanını aşırı milliyetçilerin ele geçirdiği yolunda. Aşırı milliyetçilerin tabanı da dinci... Ya bu bilgi doğruysa ne olacak?

İster ampul koysunlar, ister mum, hepimiz biliyoruz ki şeriatçıların asıl sembolü

'hilal'dir. MHP'nin de öyle. Anlaşsalar da, birbirlerini de yeseler, varmak istedikleri hedef aynı. Milliyetçi, Müslüman, muhafazakâr ve... Dünyadan kopuk, gerici, faşist bir Türkiye. Üstelik borç içinde, iflas halinde, en zayıf döneminde. Yani yoksulluk, bir kez daha teröre gebe.

Hilal yıldızı yer mi, yemez mi? Yıldıza laik cumhuriyet de diyebilirsiniz, rütbe de

verebilirsiniz, sonuç değişmez.

Üzeyir Garih, Türkiye'nin olumlu güçlerine güvenen, dinci kesime hoşgörüyle yaklaşan, diyalog yanlısı ve toplumsal barışı savunan, iyiliğe inanmış bir insandı. En üst polis yetkilileri, on üç yaşında bir deli çocuk tarafından öldürüldüğünü, ciddi ciddi ve kesin kesin ifşa ettiklerinde; aklımdan geçen ilk düşünce, alay edip etmedikleri oldu.

Nasıl devlete inanan ve devleti savunan Uğur Mumcu, derin devlet tarafından yok edildiyse, Üzeyir Garih de size bu yazının başından beri tarif ettiğim, üstleriyle diyalog kurmaya çalıştığı faşist dinciler tarafından öldürülmüştür. Ve salt cep telefonu alınmıştır. O cep telefonunda Türkiye'nin en önemli kişilerinin numaraları kayıtlıdır ve şimdi bu numaralar, bir cinayet çetesinin elinde.

Üzeyir Garih, Türkiye'nin hızla içine çekildiği girdabın, ilk kurbanıdır. Hiçbir örgüt bu cinayeti ve bundan böyle işlenecekleri üstlenmeyecektir.

Çünkü artık, reklam yapmak gereğini duymayacak kadar güçlüler. Üzeyir Garih'te telefon numarası olan tüm kişilerin önlem alması gerekir. Başta ailesi ve İshak Alaton, karartılmak istenen aydın Türkiye'nin başı sağ olsun.