Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Yumurta meselesi

Radikal · 31 Ağustos 2001

Yaşam dediğimiz ve canlı organizmaların deviniminden ibaret etkinliğe sahne olan dünya gezegeninde, insanoğlu diğer canlı türlerinden bir gıdım daha kâmil bir varlıktır. Beyni, bir balina ya da fil beynine oranla fındık büyüklüğünde olsa da, düşünmeye yarar. Aslında balina ve fil de düşünce yeteneğinden yoksun değildir. Bir sorunla karşılaşınca kafayı çalıştırır ve kimi kez inanılmaz akılcı (yani bizce inanılmaz ve akılcı) çözümler üretirler. Oysa insan beyninin özelliği, yalnız sorunlara çözüm bulmak için düşünmek değil; sorun olmayan yerde, çözümü olmayan sorunlar da üretebilmesidir.

Ben saydım, insanoğlunun düşünce tarihinde bu tür iki büyük sorun üretilmiş ve ikisi de varoluş üzerine: 'Olmak ya da olmamak...' biri, 'Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan...' öteki.

Tarih boyunca her kafadan bir ses çıkaran insanoğlu, işte bu iki soruya ağızbirliği içinde yanıt verememiş ve verilenlerle de tatmin edilememiştir. Naçiz yazarınız yine de en azından 'olmak ya da olmamak' üstüne düşünmek yanlısıdır. Çünkü insanı hayvandan ayıran fikir üstünlüğü, kuşkusuz ve en başta yaşam ve ölüm üzerine düşünmektir. Hayvanlar niye var olduklarını ve niye yok olacaklarını düşünmeden kabullenirler.

Amma ve lakin, 'Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?' sorununa hayvan âleminden bir canlı türü, tam olarak devekuşları, değişik bir yaklaşım sergilemiş ve yanıt içermeyen bir çözüm üretmeyi başarmış gibiler.

Lale Mansur anlattı. San Diego hayvanat bahçesini gezerken dikkatini çekmiş, kuluçkaya yatan her dişi devekuşunun önünde bir yumurta varmış. Rehbere nedenini sorup öğrenmiş. Meğer dişi devekuşları, deve gibi gövdelerine karşın kuş gibi akıl taşıdıklarını bildiklerinden; kuluçkaya yattıkları zaman niye oturduklarını unutmamak için, önlerine birer yumurta koyar, bakar bakar kuluçkaya yattıklarını anımsarlarmış. Devekuşlarının, içinden devekuşu çıkmayacak yumurtaya bakarak içinden devekuşu çıkacak yumurtaları gözetmesi, Lale'ye muhteşem bir fikir vermiş: "TBMM'nin, Başbakanlığın, bakanlıkların önüne gidip yumurta olarak duralım, içerde kimler için çalışıp ne yapmaları gerektiğini unutmasınlar!" diyor.

Bence çok iyi bir önlem. Her devlet kapısına gidip, yumurta olarak duralım. Belki anımsarlar asli görevlerini. Örneğin deprem bölgesi mağdurları Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın önüne gidip yumurta olarak dursalar, Koray Aydın acaba, asli görevinin 'bir gün bakanlıktan düşeceği günler için kuluçkadan baba şirketi çıkarıp palazlandırmak' olmadığını ve deprem yardımlarının üstüne yattığını anımsar mı?

Acaba diyorum, Devlet Bahçeli ve MHP Genel Merkezi'nin önüne gidip yumurta olarak dursak; niye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın yolsuzlukları araştırılıyor diye değil, niçin Bayındırlık ve İskân bakanlığı'nda yolsuzluk yapıldı ve kim yaptı diye sorgulamak gerektiğini anımsarlar mı?

Bu ülkenin üstünde otuz yıldır kuluçkaya yatıp yumurtladıkları her yumurtadan dünkü, bugünkü ve yarınki makûs talihini çıkaranlardan hangisi, hangisinin altında sağlam bir yumurta kaldı ki? Üstüne yattıkları her yumurta kokmadı mı? Hangisi önüne halkı koyup, manzaraya bakıp ne yaptığını anımsar ki?

Hangisinde kuluçkadan çıkardıkları af cılkına bakıp utanacak surat var?

Yine de diyorum ki acaba, hiç olmazsa

İçişleri Bakanlığı'nın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün önüne gidip yumurta olarak dursak; zanlıdan suç yaratmak yerine, suçtan zanlı aramak gerektiğini anımsarlar mı? Konuşmadan önce düşünmek, açıklamadan önce bulmak, suçlamadan önce kanıtlamak gerektiğini bilirler mi? Gözaltına alıp bıraktıkları kişilerin adlarını açıklamanın bir insan hakları ihlali, hele hele yalnızca ifadelerine başvurulan ve suçsuz olan kadınları 'sokak kadını' diye insandan saymamanın ayıbını kavrar, öyle olsalar bile onların da polisi olduklarını anımsarlar mı?

Üzeyir Garih cinayetinde ASIL sorulması gereken sorular, yanıtsız bekliyor. Zanlı er, sabıkalı bir hırsız olduğuna göre, niçin öldürdüğü adamın parasını, kredi kartını

almadı? Cep telefonunu 'satmak' amacıyla aldığına göre, niçin çok daha değerli Rolex marka saatine dokunmadı? Üst aranarak girilen ve cep telefonuna bile el konulabilen bir kışla denetiminden, elini kolunu sallayarak nasıl kaçtı ya da kimler tarafından kaçırıldı?

Hangi kuluçkadan çıktığı belirlenmezse bu cinayetin, Türkiye'nin bir kez daha 'olmak ya da olmamak' aşamasına geleceği kesin.