Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Yandan çarklı onurlar

Radikal · 7 Eylül 2001

Atalarımız insanın kendisine verdiği değer duygularını, 'şeref', 'haysiyet', 'gurur' sözcükleriyle ifade ederlerdi. Zamana göre dönen dil, aslında biri olmazsa diğeri olmaz türünden yakından ilişkili şerefle haysiyeti 'onur' ve 'saygınlığa' çevirdi, gururu ise ıskartaya çıkardı. Bakıyorum da, Türkiye'de kimse 'gurur'dan söz etmiyor artık. Nedeni çok basit: Dilimize psikolojik bir üstyapı kurgusu olarak yansıyan 'gurur' sözcüğünü avamlaştıramadılar. Türkiye'de gururlu insan yok mu? Elbette var. Ama bu azınlık, hepi topu beş yüz kelimeyle konuşan, dolayısıyla küçüklü büyüklü beş yüz fikir üretebilen güdük çoğunluğa laf anlatmak zorunda kalınca, gururdan vazgeçti, o kadar. Unutularak kurtulan gurura karşın; şeref ve haysiyet demek olan onur ve saygınlık artık orta malı, herkeste var. Orta malı da artı değer sayılmadığı için, aslında ne onurun anlamı kaldı, ne de saygınlığın. Yalnız anlamları mı kalmadı? Ah keşke...

İçleri boşaltılan onur ve saygınlık kabuklarına; Türkiye'nin avamlaşma sürecini tamamlayan egemen çoğunluğu, en aşağılık, en rezil eylemlerini doldurdu, sevgili okurlar.

Bu ülkede babası tarafından 'rahim' olarak satılan küçücük kızların onuru yok. Töreye başkaldırıp kaçınca, onu öldüren babanın onuru var. İşkence altında ölenin saygınlığı yok, işkencecinin saygınlığı var. Dövülen karının değil, döven kocanın şerefi var. Vurgun yiyenin haysiyeti yok, vurguncunun haysiyeti var. Ha, bakın bir de onurun ve saygınlığın, erkekçesi, yiğitçesi var ki... Beni kadın olarak çok mutlu ediyor, hiç olmazsa cinsi latife bulaşamaz, 'cinsi lütuf'la sınırlı kalır. Ol cinsi lütuf ki, biz bakılanların tepesine bakan olarak oturtulmuştur. Serde erkeklik var ya, almadan vermek eylemini içine sindirememiştir. Vermek zorunda kaldığı ihalelerde, biraz da kendi şirketine alıvermiştir. Böylece yiğitliğe çok sürmemiştir. Derken ve yine de, çok sürülmeyen yiğitlik bakanlığında kokuvermiştir. Koku ayyuka çıkınca, bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa etmiştir. Ve aslında suskun bir utançla vermesi gereken istifa kararını, "Siyaset cephesinden bir yiğit sesin, bir erkek sesin çıkması gerekiyordu, o ses benim!" diye ilan etmiştir.

"Ay sesini yesinler senin," diyeceğim ama benim midem kaldırmaz, herhalde sizinki de. Ama biri yedi, sevgili okurlar: Başbakan Bülent Ecevit. Sayın Başbakan böylece, haysiyetin ve kıymetin yeni anlamlarına da

açıklık getirdi ve söz konusu almadan vermeyen yiğit erkeğin 'onurlu davranışı'nı afiyetle yedi, 'değerli hizmetlerini' şükranla yaladı; yani ailecek kurduğu müteahhitlik şirketinin başarısını canı gönülden kutladı.

Bu ülkede başbakanın aklı başında, hükümet işbaşında, koalisyon sapasağlam, birlik ve beraberlik içinde başarıdan başarıya koşuyor, bildiğiniz gibi. Yolsuzluğa bakanlardan istifa etmek zorunda kalanlar, birbirinden yiğit, onurlu ve değerli 'errkek'ler. Bu durumda onursuz, başarısız, korkak, erkek gibi erkek olamayanlar kimler? Tabii ki biz. Biz karılar, biz milyonlarca işsiz, milyonlarca umutsuz, yolunan, çalınan, soyulanlarız onursuz, değersiz, başarısız ve korkak.

Onların onurları yandan çarklı. Yırtmaçlı.

Ya biz de yırtacağız şu ayaklarımıza dolanan ahlak çarşafını ve kurtulacağız çulsuz onursuzluktan...

Ya da onların ağızlarını yırtıp, hem onuru kurtaracak, hem de gurur neymiş, anımsayacağız.