Mantık ve cinayet
Radikal · 9 Eylül 2001
Hayatta herkese göre bir mantık var, sevgili
okurlar. Seç seç al.
Aristoteles mantığı var, Kant mantığı var; Carnap, mantıkta iyi bir marka sayılır örneğin. Bir de Temel mantığı var tabii: Akvaryum hikâyesi.
Temel kitapçıya girmiş, üstünde MANTIK yazılı bir kitaba takılmış gözü, kitapçıya sormuş: "Mantık nedir uşağum?" Kitapçı, kafasını kaşımış: "Senin akvaryumun var mıdır?" Temel, "Vardır," demiş. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
"Akvaryuma bakarken aklına ne geliyor?"
"Deniz..."
"Başka ne geliyor?"
"Kumsal..."
"Kumsalda ne görüyorsun?"
"Cıbıl cıbıl kızlar..."
"Kızları düşününce aklına ne düşüyor peki?"
"Atlamak..."
"Hah," demiş kitapçı, "Demek ki sen, eşcinsel
değilsin. İşte mantık budur, Temel!"
Temel memnun, kıstırmış kitabı koltuğuna, eve dönerken rastlamış Dursun'a. Arkadaşı sormuş:
"Kızanım bu kitap ne?"
"Mantık kitabıdır," demiş Temel.
Dursun meraklanmış: "Uy mantık dediğin ne
ola ki?"
Temel bilgiç bilgiç gülümsemiş, "Bak!" deyip başlamış sorguya: "Senin akvaryumun var mı?"
"Yoook!"
Temel kaşlarını çatmış: "Uy Dursun, sen eşcinsel olmayasun, sakın?"
Temel mantığını küçümsemeyin, sevgili okurlar. Şu sıralar, Türkiye'de korkunç bir cinayet aynı mantıkla aydınlatılmaya, aynı mantıkla suçlu bulunmaya çalışılıyor, basın aynı mantıkla izliyor gelişmeleri. Önce maktulün, ardından tanık ve zanlı adaylarının mezarlığa gidip gitmedikleri sorgulanıyor. Cinayet mezarlıkta işlendiği için, tabii hepsinin herhangi bir nedenle mezarlıkta bulunmak durumu var. Maktul, maktul olduğu için yanıt veremiyor ama, Allah tarafından gaipten haber alıp onun yerine konuşanlar, Mevlana Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarına gittiğini açıklıyor. Bu mantıktan yola çıkarak Hüseyin Efendi diye anılan şeyhin 1.20 boyunda bir cüce olduğu, kendisini aldatan karısını talak-ı selase ile boşadığı, mezarını ziyaret etmek için en hayırlı günlerin salı ve perşembe oldukları öğreniliyor ve.. Temel mantığı gereği, maktul Üzeyir Garih'in mezarlık ziyaretine cumartesi günü gittiği için öldürüldüğü ortaya çıkıyor!
Derken Temel mantığı, zanlılara uygulanıyor. Yakalanan zanlı adaylarına, mezarlığa gidip gitmedikleri soruluyor. Gidiyorlarsa, mezarlığın kendileri için ne
ifade ettiği irdeleniyor. 'Dua etmek,' diyenler, potansiyel maktul adayı olarak bir kenara konuluyor. 'Seks,' diyenler içeri alınıyor ve seksten bıçağa, bıçaktan paraya bir dizi çağrışım yaptırılıyor. Bıçak çağrışımı yaptırılamayan yoksulların anası babası işten, kendileri de şehvet kurbanı fahişeler olarak basının önüne atılıyor, hatta perakende kan ve ucuz gözyaşı habercileri tarafından kaçırılıyor. Polis, sonuçta seks, para ve bıçak çağrışımı yapan bir zanlı buluyor. Bir zanlı bir bıçak buluyor. Ancak bıçakta ne bulunduğu belli olmuyor. Zaten bıçağın o bıçak olup olmadığı, Üzeyir Garih'in aynı bıçakla mı on bir kez bıçaklandığı hiç belli değil.
Ama Temel mantığı el altından GERÇEK suçluyu gösteriyor: Üzeyir Garih. Maktul, Hüseyin Efendi'nin kabrini ziyarete hayırlı salı ve perşembe günleri gitse, maktul olmazdı. Cumartesi gitmeseydi, bir. Koruması, şoförü, tabancası olmadığına göre başına geleni
aranmıştı, iki.
Siz siz olun, mezarlık deyince aklınıza sakın mezarlık gelmesin, sevgili okurlar. Bu ülkede mezarlıktan mezarlığı anlayıp, açıkhava kerhanesi çağrışımını yapmayanlara 'o biçim' bile derler. Nitekim dediler.