Dinsel rüya tabirleri
Radikal · 15 Eylül 2001
ABD'nin Hollywood merceğinden gördüğü bütün rüyalar gerçek oldu, evet. Kâbusları da. En belirgini 1995 yılında John McTiernan'ın yönettiği ve başrolünde bütün felaket senaryolarının olmazsa olmaz aktörü Bruce Willis'in oynadığı Die Hard üçlüsü, gerçekleşen son ve en büyük kâbusun habercisiydi. Ama bir film var ki, sanki film değil, Amerika'yı vuran, sallayan ve kavuran son terör dalgasının kehanetiydi: 'Karartma'. 1998 yılında çevrilen ve Edward Zwick'in yönettiği filmde, İslamcı teröristler New York'u kan ve ateşe boğuyor, Washington sıkıyönetim ilan etmek zorunda kalıyor, ancak faşist bir generali oynayan kaçınılmaz Bruce Willis, sıkıyönetime rağmen terör dalgasını önleyemiyordu. Film, ekranlara yansıdığında Amerikan milliyetçiliğine toz kondurduğu için, senaryosu 'inandırıcı' bulunmayarak eleştirildi, umulan gişe rekorlarını kırmadı, sözün kısası tutmadı. Bugün, kehanet filmin başı olduğu gibi doğrulandı, senaryonun sonuna doğru gidiliyor. Haydi hayırlısı.
Peki ama Hollywood niçin yıllardan beri felaket tellallığı yapıyor, niçin Amerikalılar uygarlıklarını tehdit altında duyumsuyor; kendi kendilerini korkutup, sonu iyi gelince rahat bir soluk aldıkları bu filmlere rağbet ediyorlardı? Yalnız Amerikalılar değil, tüm dünya niye ABD için korkuyla titriyordu sinema salonlarında?
Çünkü ezici çoğunluğu tüm toplumlardaki gibi
etliye sütlüye bulaşmayan, masum insanların oluşturduğu Amerikan toplumu BİLE içten içe, ABD
politikacılarının ektiği rüzgârlardan bir gün fırtına biçme olasılığının giderek arttığını görüyordu.
1917'den 1989 yılına değin, ABD'nin en büyük düşmanı 'komünizm'di. Çünkü komünizm, özel mülkiyet ve din düşmanıydı. Amerika, bu düşmana yoğunlaştı ve 'Kim komünist düşmanıysa bizim dostumuzdur' anlayışıyla Sovyet bloguna karşı mücadele eden dinleri, dincileri ve din odaklarını hiçbir ayrım göstermeden destekledi. Bu destek Avrupa'da (iyi ki Hıristiyan'dan çok demokrat olan) Hıristiyan Demokrat partilere, Küçük Asya, Ortadoğu ve Asya'da da iyisi kötüsü aranmadan, hiçbir ölçüte vurulmadan, en güçlü din İslamiyet'e verildi, yani Yeşil Kuşak projesi hayata geçirildi. Çünkü ABD, laik değildi. Çünkü ABD, dindardı. Dolarlarının üzerinde bile Allahü Ekber'in Amerikanca versiyonu, In God We Trust yazmıyor muydu?
T.C. tarihinde oy torbasını mantar gibi çoğalan camilerden dolduran, politikayı o camilere sokan, gücünü ilk kez tarikatlara dayandıran, şeriata ilk davetiyeleri çıkaran Menderes'e yeşil ışığı kim yakmıştı? Kimdi solculara karşı Kuran kursları açan Demirel'in, Kenan Evren'in arkasındaki mümin muhafazakâr milliyetçilerin destekçisi? ABD. Mısır da Nasır 'laik' diye, Ruslar Nil üzerine baraj yaptı diye Müslüman Kardeşlere gaz veren ve sonunda Nasır'ın onlar tarafından katledilmesine yol açan kimdi? ABD. Suudi Arabistan'daki şeriat rejimi, linçler, kelle koparmalar, yasaklar ve insanlık dışı uygulamalar ABD'yi rahatsız etti mi hiç? Hayır. Tam tersine, müttefiki şeriat ihracatçısı Suudi Arabistan ve Kuveyt'i savunmak bahanesiyle, LAİK Irak tepelenmekte hiç beis görülmedi ABD tarafından. ABD'nin köktendinci, şeriatçı rejimlerle flörtü çok uzun bir liste. Ama küçük bir özet yapmak gerekirse, Pakistan ve bu ülkedeki şeriatçı rejim, ABD'nin eseridir. Talibanlar ve Usama bin Ladin başta, tüm dünyadaki İslamcı teröristler, CIA'nın yarattığı canavarlardır. Afganistan'da Mesud, İslamcı köktendincileri ezmek için yardım dilenirken, ABD'nin besleyip silahlandırdığı Talibanların Amerikan düşmanlığı açıkça anlaşıldıktan sonra bile, salt Mesud laik fikirlere sahip ve dinci değil diye kulaklarını tıkayan, Pakistan aracılığıyla Talibanları beslemeyi sürdüren yine ABD değil midir?
Amerikan dış politikasının Asya ve Afrika boyutlarında Yeşil Kuşak adıyla hayata geçirilen bu projenin bir de Güney Amerika ayağı var. ABD, Hıristiyan kültüründen gelen bu kıtada da 'laik' rejimlere, laik muhalefetlere karşı mümin muhafazakâr Katolik generalleri ve kiliseyi örgütledi, laik devlet adamlarını yaşatmamakla kalmayıp, kimilerini açıkça öldürttü. İslamcı ya da Hıristiyancı, ABD dünyanın dört bir yanında 'din' üstüne oynadı hep.
ABD'yi bugün yakıp yıkan ve açmaza sürükleyen tercihlerinin kökeninde, komünizmi laiklikle özdeşleştiren, uygulamada laikliğe karşı din silahını çeken budalalık vardır. Amerika'nın ezelden ebede 'özgürlük' ve 'demokrasi' savunuculuğu tümüyle palavradır. Çünkü ABD, asıl özgürlüğün ve demokrasinin esame-si okunmayan ülkelerin yanında olmuştur. İran'da Şah rejiminin, şeriatçı Suudi Arabistan'ın, Pakistan'ın, Şili'de diktatör Pinochet'nin, İspanya'da Franko'nun ve benzerlerinin arkasında durmuştur. ABD'nin özgürlük ve demokrasiyi savunmak için kolları sıvadığı tüm dikta rejimlerine, dikta oldukları için değil, laik oldukları için ağızlarının payı verilmiştir.
Peki şimdi ne olacak? Devamı yarına.