Gerçekle yüz yüze
Radikal · 19 Eylül 2001
ABD, yalnız kovboylardan ibaret değil. Ve ölü ya da diri aranan listeleri düzen ağızlardan ibaret olmadığını, bir büyük yazarın kaleminden kanıtladı: Susan Sontag. Fransız Le Monde gazetesi, dün Susan
Sontag'ın bir makalesini yayımladı.
İşte Türkçesi. Buyrun, olaylara bir de evrensel bir düşünür ve yazarın gözünden bakın:
"Dehşet ve üzüntü içinde bir Amerikalı ve
New York'lu olarak ABD, 11 Eylül Salı günü yaşanan canavarca gerçeğin karşısında, gerçeklerden hiç bu denli uzak görünmemişti bana. Olanlardan anlaşılması gerekenle, Amerikan kamu yaşamının baş aktörleri ve televizyon habercilerinin papağan gibi tekrarladıkları budalalıklar arasındaki uçurum, hayret verici ve sinir bozucu. Gelişmeleri izlemeye yetkili sesler, sanki halkı çocuklaştırmaya yönelik ortak bir kampanya yürütmekle görevliler. Aralarından hangisi, kim, 'korkakça' saldırının,
'uygarlığa' ya da 'özgürlüğe' ya da 'özgür dünyaya' karşı olmadığını; ama yalnızca kendi kendini dünyanın süper gücü ilan eden ABD'ye karşı yapıldığını söyleyebildi? Kim söyleyebildi bu saldırının ABD'nin bazı eylemlerinin ve bazı çıkarlarının sonucu gerçekleştirildiğini? Amerika'nın Irak'ı bombalamayı sürdürdüğünden, bombardımanları hiç kesmediğinden kaç Amerikalının haberi var? Ve madem 'korkaklık' söz konusu, asıl korkakların öldürmek için ölmeyi göze alanlar değil, misilleme gündemde bile olmadan öldürenler, havadan bomba yağdıranlar olduğunu söylemek gerekmez mi?
Cesarete gelince, -ki cesaret ahlaki anlamda tarafsız bir erdemdir-, 11 Eylül katliamını gerçekleştirenlere ne denirse densin, en azından korkak denilemez.
Amerikalı yöneticiler, bizi her şeyin
yolunda olduğuna inandırmaya çalışıyor. ABD korkmuyor. Kararlılığımız kararlılık.
'Onları' kovalayacak ve cezalandıracağız ('onlar' kimse...). Bizim ROBOT BAŞKANIMIZ var. Ve robot başkanımız temin ediyor, Amerika'nın başı dik ve dik kalacak. Bugüne değin devlet yönetiminin dış politikasına şiddetle karşı çıkan geniş bir kitle bile, "Hepimiz Bush'un arkasındayız!" sözünden başka laf etmemek özgürlüğünde buluştu. Her şey yolunda, ya da yolunda gibi, diyorlar bize. Alçakça damgalı
o gün, bir gün unutulmasa da, ABD şimdi savaşta olsa da, her şey yolundaymış.
Oysa her şey yolunda değil. Pearl Harbor gibi de değil. Çok düşünmek, belki Washington da düşünüyordur, Amerikan haber alma servislerinin devasa mağlubiyeti üstünde, Amerikan dış politikasının özellikle Ortadoğu'daki olası tercihleri ve akılcı bir askeri savunma sistemi üstünde düşünmek gerek. Ama resmi yetkililer, yetki peşindekiler ya da eskiden bu yetkileri kullananlar, belli başlı medya organlarıyla işbirliği içinde, gerçeğin tüm ağırlığını halka yüklememek kararı aldılar.
Geçmişte bir Sovyet partisinin oybirliğiyle alkışlanan düzayak kongreleri, gözümüze aşağılık görünürdü. Oysa son günlerde Amerikan yetkililerinin ve medyaların oybirliğiyle alkışladığı ve gerçekleri gizlemeye yönelik ahlaki retorik de erişkin bir demokrasiye yakışmamaktadır.
Amerikalı sorumlular, görevlerini bir manipülasyon olarak anladıklarını kanıtladılar: Güven vermek ve acıyı yönlendirmek. Samimiyet cesareti ve fikir tartışması gerektiren demokrasiyi değil, 'psikoterapi' uyguluyorlar. Acıyı paylaşalım. Ama aptallığı paylaşmayalım. Bir nebze tarihsel vicdan, olanları ve belki de olacakları, daha doğru anlamamızı sağlayacaktır. Ülkemiz güçlüdür, diye yineleyip duruyorlar. Şahsen beni teselli etmiyor. Amerika'nın gücünden kimsenin kuşkusu yok. Ama Amerika yalnızca bu olmamalıdır."