Bizim savaşlarımız
Radikal · 22 Eylül 2001
Zenginin yalnızca malı değil, meğer kaybı da züğürdün çenesini yorarmış. ABD'nin uğradığı felaket bize içinde debelendiğimiz felaketi, ölüleri bizim ölülerimizi, ekonomisinin aldığı yara bizim komadaki ekonomimizi, vereceği savaş bizim verdiğimiz ve vermemiz gereken savaşları unutturdu. Salt Türkiye'de değil tüm dünyada gündem, ABD'nin başına gelenler. Meğer hepimiz Amerika'ya dönük, Amerika da kendine dönük yaşıyormuş. Örneğin İstanbul Aksaray'daki metro inşaatının çökerttiği binalarda ölenlerin cesetleri, aslında World Trade Center göçüğünün altında kalmış sayılır. Öylesine geçiştirildi hazin sonları, medyalarda. Oysa onlar bizim kurbanlarımız, üstelik, uluslararası teröre değil, bir zamanlar
'milli' terörümüze yataklık eden bir inşaat şirketi ve işbirlikçilerine kurban edildiler.
Türkiye'de kimilerinin 'cari cinayet' hesapları vardır ve bozuk para gibi insan yaşamı harcarlar.
İzmit, Gölcük ve Yalova'yı yerle bir eden 17 Ağustos 1999 depreminden sekiz gün sonra bu sütunda, 'Ey Ruh! Geldiysen...' başlıklı makalede bakın ne yazmışım: "...Tabii bu felaket mimarları, cehennem müteahhitleri bir gün hesap vereceklerse. Verirler mi dersiniz? Örneğin Yüksel Sitesi'nin müteahhidi Yüksel İnşaat. Hangi babayiğit soracak sahiplerinden ikisi Güven Sazak ve Mehmet Sert'ten hesap? MHP'nin koçları bu adamlar. Sazak ailesinin bir zamanlar Türkeş'i ağırlayan Yüksel Sitesi'nde, bozkurt komandolarından yakın dövüş dersleri alırken kolu kırılan oğlu, bugün Meclis'te. Yüksel İnşaat, MHP'nin kalesidir. Kim soracak kendi kalesinden hesap? Kaleciler mi, topçular mı? İstanbul metrosunu inşa etmek için kurulan Anadolu konsorsiyumuna Yüksel İnşaat'ın ortak olduğunu biliyor muydunuz?.."
İzmit, Gölcük ve Yalova'yı yerle bir eden, elli bin insanın canını alan, kalanı süründüren, binlerce dulun, öksüzün, yetimin kâbus hıçkırıklarında bitmeyen depremin ardından YALNIZCA iki yıl geçti. Yüksel İnşaat'ı KİMSE soruşturmadı. Ve Yüksel İnşaat, Güriş ve Reha Başyazıcıoğlu konsorsiyumundan 'bi şi olmaz ağbi'ci mühendislerin sıvadığı metro çatlağına, Aksaray'da altı bina, dört ölü gömüldü.
Kim soracak şimdi bu şirketlerden hesap, diyeceğim ama, yanıtını biliyorum artık: Kimse sormayacak. Elli bin ölünün hesabı sorulmayan, sorumlusu bulunmayan, bulunanı cezalandırmayan bir garip, bir göçük ülkede, dört ölünün lafı mı olur?
Türkiye'de ölen ölür, kalan da ölümü bekler. Türkiye'de varsılı yoksulu aynı kaderde birleştiren tek olgu, ölümdür! Aksaray'daki metro göçüğünün altında varsıllar da kalır, yoksullar da. Yoksul da faili meçhule kurban gider, varsıl da. İşte size en son örnek, Türkiye'nin en varsıl, en etkin insanlarından sayılan Üzeyir Garih cinayeti. Faili meçhul gariplerle, faili sözüm ona malum Garih cinayeti arasında bir fark var mı? Kesinlikle hayır. Her iki cinayet türünün de üstünü örtüyor devletin içindeki kara derinlikler.
Tuncay Özkan, Milliyet'te belgesiyle, kanıtıyla açıklıyor: Üzeyir Garih'in katil (benim için hâlâ) zanlısı mafya'nın tetikçisi, mafya için adam vurmuş ve bu mafyanın ucu, devletin kara çarşaflı yatağının altına sakladığı Susurluk mafyasına dayanıyor.
Bu göçük ve garip ülkede Susurluk failleri hesap vermedikçe, cehennem müteahhitleri de hesap vermeyecektir. Çünkü hepsi birbirine bağlıdır ve düğümün başı Ankara'da, ülkenin başına çöreklenenler arasında durmaktadır. Cehennem müteahhitlerinin ortağı MHP'li Koray Aydın, o koca düğüm ittifakının yalnızca bir ilmeğidir. Ve bir İskender çıkıp o düğümü kılıcıyla kesene kadar, bu
ülkenin daha çok evladı onların yağlı ilmeğinde can verecektir.