Haramilere haram cezası
Radikal · 3 Ekim 2001
Bir zamanlar küçükler, masal dinleyerek büyürlerdi. Ve o masallarda hak mutlaka yerini bulur, iyiler kazanır, kötüler kaybederdi. Kazanmak ve kaybetmek de yetmezdi, masalın asıl sonu iyilere verilen ödül, kötülere verilen ceza ile gelirdi. Nedense ödül de, ceza da hep kırkar kırkar dağıtılırdı. Masal bir aşk masalıysa, iyiler mutlaka birbirine kavuşamayan âşıklar olurdu tabii. Ve sorgusuz sualsiz, dur bakalım evlenmek istiyorlar mı diye düşünmeden, belki de gayriresmi ilişki kurmak isteyen âşıklar için bile kırk gün, kırk gecelik düğünler yapılırdı. Aşk olmayan masallarda ise iyiliğin ödülü, yine kırk gün kırk gecelik ziyafetlerle biterdi.
Oysa kötülere cezalardan ceza beğendirilmeye çalışılır ve daima fikirleri sorulurdu: Kırk satır mı, kırk katır mı? Ancak iyiler muradına erer, bizler ise, kötülerin kırk katırı mı, yoksa kırk satırı mı seçtiğini asla öğrenemeden çıkardık kerevete. Bir gün anneme sordum: 'Kırk katırla ne oluyor, kırk satırla ne oluyor?'
Meğer ölümlerden ölüm beğenmekmiş. Sonuç değişmezmiş. Kötüyü ya kırk katıra bağlayıp çekiştirerek ya da satırla keserek kırk parçaya ayırırlarmış.
Masal işte. Çünkü gerçekleri yaşayan bizler, kırk katır ya da kırk satırlı infaz hiç görmedik ama, iyiliğin cezalandırıldığını, kötülüğün ödüllendirildiğini çok gördük. Yine de masallar mı içimize yer etti nedir,
ölümle olmasa bile her suça bir ceza, her iyiliğe bir ödül bekler dururuz. Çoğumuz.
Sabit Özgürlük'ün 'iyi' zabiti Amerika'nın; oynak teröristleri (bulursa tabii) ve başta Bin Ladin (tutarsa tabii), tüm düşmanlarını cezalandıracağını açıkladığı günden beri düşünüyorum: Acaba bu tür suçlular için en büyük ceza ne olabilir?
Amerika, 'Kırk katır mı, kırk satır mı?' diye sormuyor suçlu ilan ettiklerine. Ama dili varsa, söylerdi eminim; kafasından geçen ceza, besbelli ölüm. Bulduğunu parçalayacak, bulamadığını bombalayacak. Ancak hata ediyor. Çünkü bu din manyakları için ölüm, ceza değil, ödül. Zaten ölmek için yanıp tutuşuyor, zaten öldürebilmek için ölüyor, ne yanmaktan korkuyorlar, ne parçalanmaktan. Takmışlar kafaya cennete gideceğiz, dünyada günah saydığımızı orada sevap diye işleyeceğiz, hurilerle eğleşip gılmanlarla oynaşacağız, şarap
içeceğiz diye; laf anlatmak mümkün değil, dünyada inanmazlar ölümün kötü ve son olduğuna. Bence ABD, kırk haramilerini kırk haramla cezalandırmalıdır. Örneğin, New York'a ilk çakılan uçaktaki terörist Muhammed Atta, vasiyetinde ne demiş: "Cinsel organımı yıkayanlar, temas olmasın diye eldiven giysin..." Şimdi Amerikalıların yapacağı, molozların arasında Atta'nın cinsel organını aramak ve bulur bulmaz, özellikle gayrimüslim bir ele, domuz derisi eldivenle tutturmak. Bakın bunu başarırsa ABD, ne dehşet salacağını tahmin edebiliyor musunuz şeriat teröristleri arasında? Şehit olmaya hazır her terörist, kâbuslar görmeye başlamaz mı, ya benimkini de bir kâfir eli, domuz derisi eldivenle mıncıklarsa diye? Bazılarının hoşuna gitme tehlikesi var tabii. Ama her savaşta bir risk göze alınır.
Eğer Atta'nın cinsel organını bulamazsa Amerika, onca yıkıntının arasında, başka cezalar da düşündüm ben; masum halka ilişmeden, Talibanların, Bin Ladin ve şürekâsının kökünü kazıyacak: Afganistan'a bomba yerine Bourbon Whisky ya da Kaliforniya şarabı yağdırsınlar! Hatta, hatta, tonlarca domuz eti atsınlar. Aç masumların karnı doyar, Talibanlar kafayı yer. Yakaladıkları teröristler ise, kadın eli sıktırılarak, çarşafsız kadınlar tarafından gözlerinin içine baktırılmak ve gülümsetilmek suretiyle cezalandırılabilir. Ama o kadar. Çünkü ötesi, hem çok acımasız olur, hem de kadına yazık! İnsan olanın içi kaldırmaz.