Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Dokunmak

Radikal · 6 Ekim 2001

Geniş mekân, ABD Philadelphia. Dar mekân, Amerikan ölçülerinde dar. Aslında üç salonlu, dans pistli bir disko-bar. Zaman, gece kuşlarının zamanı. Kahramanımız bir Türk, Network mühendisi, Emek K. Bir içki içmek için bara yaslanıyor. Amerika'da insanlar kolay iletişim kurarlar, bir Fransız'ın deyişiyle dostluklar çabuk kurulur ve yüzeyseldir. Emek de yanındaki Latin Amerikalılarla sohbeti koyulaştırıyor. Bir süre sonra yeni biri katılıyor aralarına. Latino'lardan biri, "Bak," diyor Emek'e, "Bu da senin gibi Türk! Sınıf arkadaşım..."

Yeni gelen Türk'le merhabalaşıyor Emek. Kısa bir kimlik alışverişinden sonra Yeni Türk, bir bardak su istiyor barmenden. Suyu alıyor ve herkesin dik durduğu barın önünde yere çömelerek, evet, çömelerek içiyor. Bir eliyle de, ağzından giren su, kafası çatlak herhalde, tepesinden fışkırmasın diye başına bastırıyor. Emek şaşırıyor. Yeni Türk'ün ne yaptığını anlamıyor, ama hayal meyal çömelerek içmek konusundaki dini vecibeyi anımsıyor. Ancak, Amerika'nın ortasında alkol ve çıplak kadın dolu bir ortamda böyle bir imanlının varlığını kavrayamıyor. Az sonra kavrayacak tabii. Yeni Türk, suyunu içtikten sonra mırıl mırıl dualar okuyup üflüyor. Emek, dayanamıyor: "Hayro-

la," diyor, "Su içerken ayakta duramıyor musun?" Aslında herif demenin daha uygun olacağı adam, "Yok," diyor, "Peygamberimizin sünnetidir bu!"

Emek, gereksiz bir muhabbetten kurtulmak için arkasını dönüp Yeni Türk'e, diğer bar müdavimleriyle konuşmayı sürdürüyor. Aradan birkaç dakika geçiyor geçmiyor, gözü dans pistine ilişiyor. Yeni Türk, pistte erkek arkadaşıyla dans eden bir kadının arkasına geçmiş, dans figürleri yapıyor havasında sürtünüyor hatuna! Kadın, arkasına dönüp de Yeni Türk'ü görünce, yüzünde korku dolu bir şaşkınlık beliriyor. Dans pistinden çıkıp sırtını duvara yaslayıp arkasını, erkek arkadaşını da karşısına dikip önünü güvenceye alıyor. Emek, artık inanmazlık ve şaşkınlık duyguları içinde, gözlerini Yeni Türk'ten ayıramıyor. Utanmaz adam, kadın kaçınca hiçbir şey olmamış gibi gidiyor, dans pistinde bile değil, kendi aralarında konuşan iki kadından birinin arkasına daha yapışıyor. Biçareler tartışmaya başlayınca, Emek dayanamıyor ve çıkıyor bardan.

Ertesi gün, gördüklerini anlattığı bir Türk arkadaşı meğer tanıyormuş Yeni Yüzsüz Türk'ü. Fethullahçıymış ve din dersleri alıyormuş Fethullahçı hocalardan.

"Yoruma gerek var mı?" diye soruyor Emek. "Ne diyebiliriz ki? Adam suyu oturarak içiyor, Hıristiyan kızlara her yaptığı caiz..." Ve mektubunu, şu sözlerle bitiriyor Eski Türk, genç Emek: "Bunların buralarda yarattığı Türk imgesini varın siz düşünün...."

Düşünmeye gerek yok, Emek. Biz artık çok görüyoruz bunlardan Türkiye'de ve tüm dünyada. Otuz yıl öncesine kadar, sendin, senin arkadaşlarındı yurdunun imgesi. Artık onlar. Onlar Yeni Türkler. Sen ve benzerlerin, değeri her geçen gün artan, çünkü sayısı azalan birer antikasınız artık. Onlar, formika, melamin ve plastik mallar. Ama öylesine ucuzlar ki, kolayca imal edilip bol satılıyorlar. Türkiye, onların pazarı artık. ABD ve satılmış Türk politikacılarının yaratıkları bunlar.

Liderleri, istedikleri kadar kravat takıp takım elbiseli uygarlık nutukları atsın. O liderleri izleyen güruh, bunlar. Söyleyene değil söyletene bak, ülkemizin geleceğini hangi paçavraların saracağını göreceksin.

Doğru dürüst laik eğitim veremeyen, laik eğitimin yerine din eğitimini destekleyen tüm devletler, eninde sonunda hangi dinden olursa olsun, akıl boşluğunu dolduran bir karanlıkla baş başa kalırlar.