Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Yalvarırım göndermeyin!

Radikal · 10 Ekim 2001

Moskova'nın tıpkıbasım varoşlarında bir ruhsuz sokak: Vladimirskaya. 14 numara. Bir

otobüs duruyor önünde, Amerikalılar iniyor içinden. Kimbilir nereden haberleri olmuş, ne kadar aramışlar bu adresi. Bir müze. Ama rastgele bir müze değil, Afganistan'a bu mahalleden giden ve bir daha geri dönmeyen Rus askerlerinin anısına; geri dönebilen yoldaşlarının kendi çabaları ve imkânsızlıklarıyla oluşturdukları bir müze. Ziyaretçi Amerikalılar da rastgele turistler değil. Kiminin bir gözü yok, kiminin bir bacağı ya da kolu... Sağlam görünenler ruhlarını bırakmış geride. Vietnam'da. ABD'nin Vietnam gazileri, SSCB'nin Afgan şehitlerini ziyarete geliyorlar. Müzeyi geziyorlar sessizce. Afganistan gazisi ve müze yöneticisi İgor Yerin, Fransız Le Monde gazetesine on yıl önce gerçekleşen bu karşılaşmayı anlatırken, Vietnam'ı yaşamış Amerikan askerlerin tepkisini şöyle dile getiriyor: "Müzeyi devletin yardımı olmadan, kendi irademizle kurduğumuzu öğrenince çok şaşırdılar.

Bizim paramız var, ama irademiz yok, dediler..."

Vladimirskaya müzesinin bir duvarında 28 çerçeve asılı. 27 çerçevede, mahallenin yirmi yedi şehidinin gencecik, umut dolu, günahsız yüzleri. Yirmisekizinci çerçeve ise bir ayna. İçine bakan, kendisini görüyor. Bir gün şehit diye çerçevelenebilir, kendi suretini.

SSCB, 1979-89 yılları arasında Afganistan'a 650 bin asker sevk etti. Onlara, dost bir ülkenin halkı bizden yardım istiyor, denmişti. Tüfek namlularına çiçekler takarak gittiler. Resmi sayılara göre, 15 bin Rus öldü Afganistan'da. 60 bin Rus yaralandı. Gazilere göre gerçek, bu bilançonun en az üç katı.

Bugün Rusya, gazilerinden ancak 1200'ünü 'devlet kahramanı' sayıyor. Kahramanlığın bedeli ise, ayda 650 Rublelik bir emekli maaşı. 30 milyon 500 bin Türk Lirası. Bozdur bozdur harca. Bu maaşla geçinmekten başka umarı, çünkü sol kolu olmayan Aleksandr Golik, "Bizi ancak ABD'li Vietnam gazileri anlayabilir," diyor. Aramızdaki tek fark, onlara devletleri bakıyor, bizi kimse sahiplenmiyor..."

Ve Afganistan seferini sorunca Le Monde muhabiri, gözleri dalıyor: "Yıkacak hiçbir şey yoktu ülkede. Öylesine yoksullardı ki... Hep şaştım. Her şey topraktı. Yer, evler, kil toprak. Evlerin içinde bir halı ya da radyo olduğunda, servet sayılıyordu. Ardımızdan çöpleri topluyordu hepsi, boş konserve kutularını bile. Köyler, dağların tepesine kondurulmuş kuş yuvalarıydı, insanlar arı ve temiz. Bir parça ekmekleri olsa paylaşmak isterlerdi. Öylesine konuksever... Sonra bir gün kucağımıza doğru koşan çocuklar patlamaya başladı. Çocuklar canlı bombalardı. Böyle savaş kazanılmaz!"

Rusya'da, Afganistan savaşından dönen Rus askerlerine kısaca 'Afgan' deniyor. Şaşacaksınız ama doğru, henüz ihtiyarlamaya zamanları olmadı, yaşları otuz ile kırk arasında hepsinin. Oysa... Oysa pek

çoğu intihar etmiş, delirmiş ya da alkolik olmuş. Dengesiz davranışları yüzünden işsiz kalmışlar, mafya tarafından kullanılmışlar. Bugün en dengelileri, özel koruma olarak görev yapıyor. Çünkü 'çılgın'lar.

Türkiye'de bazı sayılar hiç sayılmaz, sayılsa yazılmaz, yasaktır. PKK ile on yıl süren savaştan geri dönenlerden kaç kişi kafayı yedi, kaçı psikolojik tedavi görüyor, kimsenin haberi var mı? Kaç askerimizin kolu yok, kaçı bacaklarını yitirdi, kaçı kör ve sağır, bilen var mı? Son yıllarda işlenen cinayetlerin faillerinden kaçı Güneydoğu'da savaşmıştı, merak eden oldu mu?

Bu satırları bir köşe yazarı değil, bir anne yazıyor, öyle okuyun! Göndermesinler çocuklarımızı bizim olmayan savaşlara, göndertmeyin bu savaşa!

Böyle söylüyorsam, bir bildiğim var emin olun, Afganistan'da başlayan yangın, çok yakında Irak'a sıçrayacak ve o zaman... O zaman Türk askeri isteyecek yanında, Amerika. Bıraksınlar kendi ektiğini kendi biçsin ABD. Bu savaş bizim değil!

Göndermeyin bizim çocuklarımızı ne olur,

Türkiye tarihe yeterince ödedi genç kan bedelini. Yeterince baş yedi.