Zam kahramanları
Radikal · 12 Ekim 2001
Dünya tarihinde kafası kesilen ilk kral,
16. Louis ve bir halk ihtilalinin sonucu olan ilk cumhuriyet, Fransız Cumhuriyeti'dir. 1789'dan sonra kurulan Fransız cumhuriyet meclislerinde, milletvekilleri maaş almazlardı! Çünkü milletin vekili olmak bir meslek değil, bir yurttaşlık görevi sayılırdı. İkinci Fransız Cumhuriyeti'ni doğuran 1848 devriminden sonra, 'Aç ayı besleyene oynar' prensibinden yola çıkılarak, vekiller rüşvete muhtaç olmadan, insanca koşullarda yaşayabilsinler diye her birine temsil ve yol giderleri dahil, günde 25 Frank ücret ödenmeye başlandı. Bu meclisin çıkardığı ilk yasa, vergi kanunu oldu. Bir yıl sonra aynı meclis, tüm yurttaşlara eşit oy hakkı tanıyan ilk seçim yasasını onayladı. Ancak, seçmen olabilmek için vergi mükellefi olmak gerekiyordu! Vergi ödemeyen, oy veremiyordu. İşte bu yüzdendir ki, kadınlara oy hakkı tanınması zaman aldı. Kadınlar, vergi mükellefi olmadıkları için seçmen sayılmadılar, yıllarca. Bugün, vergi mükellefi olsun olmasın, tüm yurttaşların oy hakkı var ama yine bir koşulla: Yasal ikametgâh gösteremeyen seçim kartı alamıyor. Başka bir deyişle, 'gecekondu'da oturanın seçim hakkı yok. Zaten bu yüzden gecekondu da yok, gecekonducu da...
Gördüğünüz gibi, gece değil, gündüz konan
sağlam bir devlet, her şeyden önce sağlam bir vergi sistemi üstüne kuruluyor. Başka türlüsü mümkün değil. Ama konumuz bu değil.
Milletvekillerinin günlük de olsa belli bir ücrete bağlanması, temsilciliğini hâlâ bir yurttaşlık ödevi, kutsal bir görev gibi veren Fransız halkının hiç hoşuna gitmedi. 2 Aralık 1851'de Fransa Cumhurbaşkanı Üçüncü Napolyon, askeri bir darbeyle rejimi yıktı ve parlamentoyu lağvetti. Aynı gün, Paris'in işçi semtlerinde isyan başladı ve cumhuriyetçiler başkentte barikatlar kurarak mevzilendiler.
O güne değin Parislilerin pek tanımadığı, çünkü Bourg-en-Bresse bölgesinin milletvekili Alphonse Baudin, darbeci Üçüncü Napolyon'a karşı ayaklanan işçileri desteklemeye geldi başkente. İsyancılar, vekil Baudin'e: "Sen aramıza halkı
ya da cumhuriyeti değil, meclisten aldığın ücreti savunmaya geldin!" diye hakaret ettiler. Milletvekili Baudin, cumhuriyet inancı uğruna isyana katıldığını, barikatlarda işçilerle birlikte dövüşerek gösterdi. Ve 3 Aralık 1851 günü, Üçüncü Napolyon'u izleyen ordu toplarının artık yıkacağı, artık geçeceği kesinleşen barikatlardan birinden, karşısından yağan kurşunların altına elinde mermisi bitmiş silahıyla dikilirken, yanındakilere: "Şimdi göreceksiniz nasıl ölünür 25 frank için!" diye bağırdı, vuruldu ve öldü Baudin. Bugün, milletvekili olduğu Bourg-en-Bresse bölgesinde adını taşıyan bir okul ve Paris'te, şehit düştüğü yerde bir heykeli var.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle isyanlar olmadı tabii, dolayısıyla halk için dövüşen ve heykeli dikilen halk kahramanı milletvekilimiz de yok.
Bir zamanlar Antalya Mebusu Şeref Alizade Mahmut Murat bey, 21 Şubat 1924 tarihindeki TBMM'nin, mebus maaşlarına yaptığı 100 liralık zammı, oylama sırasında İstanbul'da olup, Tevhid-i Efkâr gazetesine gönderdiği bir mektupla: "Âlem ekmek parasını bulmakta müşkilat çekiyor. Tüccar müzayaka ve buhran içinde kıvranıyor. Değil 100 liraya, hatta beş kuruşa bile ilcayı zaruretle nazar-ı taamını atan hayli biçare var..." saptamalarıyla protesto ettiği ve iptalini istediği için Cumhuriyet Halk Fıkrası'ndan ihraç edilmiştir (Bk. Toplumsal Tarih dergisi Nisan 1999, Dr. Işıl Çakan'ın makalesi).
Acaba mebus Murat beyin heykelini mi diksek?