Firari
Radikal · 17 Ekim 2001
Metro vagonunun kapıları, ne bir eksik ne bir fazla, tam üç saniye süreyle çalan uyarı zilinin madeni sesiyle kapandığında, kimse dönüp ona bakmadı. Vagonun öbür ucunda, ufacık tefecik, gencecik ve çaresizdi. Yirmi yaşında ya var ya yoktu, kucağında bebesini taşıyordu. Kim bilir nerelerden gelmiş, hangi savaşlardan firar etmişti? Ekmek kavgası mı, Kosova savaşı mı düşürmüştü göç yollarına, bilinmez. Son yıllarda Fransa, tüm varsıl ülkeler gibi Doğu Avrupa'dan göç eden yoksullara ve Bosna, Kosova derken Paris sokaklarına dağılan dilencilere alışmıştı. Kimi fal bakıyor, kimi akordeon çalıyor, kimi saatlerce kıpırdamadan avuç açıyordu gelen geçene. Onlardan biriydi işte, çocuklu, çocuk kadın. Parisliler, kendi dilenci işsizleri, doğuştan hürriyeti seçmiş asalak ve alkolikleri gibi, onları da kanıksamışlardı. Vagona giren kadın, bir şeffaf hayaletti yolcuların gözlerinde. Oysa yüzü pek güzeldi. Derken bir ses yükseldi, kimsenin bilmediği yabancı bir dilde. Bir ses yükseldi ki, duymamak olanaksız; kulak vermemek, dinlememek elde değil. Ses bir şarkıydı, şarkı bir ses, kimsenin anlamadığı sözlerle her şeyi anlatıyordu. Neyi kavradığımız belli değildi, ama hak veriyor, paylaşıyorduk. Ortak insanlık belleğinden yükselen bir dip dalgaydı ses, tek tek hepimizi, en sağırlarımızı bile sarıyordu. Bir yavrunun 'annem', bir ananın 'yavrum' çığlığı kadar tanıdık bir şarkıydı. Çığlık değildi. Ama dünyanın bir yerinde, can kardeşlerimizin, kan kardeşlerimizin yaşadığı bir şeylerin öyküsüydü; seziyor, algılıyor, kabulleniyorduk.
İnsanların boşluğa bakan gözleri açıldı. Başlar kitaplardan kaldırıldı. Bir an için, bir seste ve bir şarkıda birleşti, olanca duygularımız.
Gerçekten anlaşılsaydı sözleri, acaba yasaklanır mıydı bu şarkı da? Boris Vian'ın, ülkesi Fransa'da 45 yıl sonra yeniden yasaklanan 'Firari' şarkısı gibi? Çok değil, iki gün önce bir ortaokul öğretmeni, öğrencilerine bu şarkıyı, 'Le Deserteur'ü öğretip söyletti diye, Milli Eğitim Bakanı tarafından işten atılmış ve ömür boyu öğretmenlik yapması yasaklanmıştı.
Boris Vian, 'Firari' şarkısını 1954 yılında yazıp bestelemiş ve dönemin ünlü sanatçısı Mouloudji'den söylemesini istemişti. Şarkının sözleri, "Sayın Cumhurbaşkanı, bu mektubu size yazıyorum/Zamanınız varsa okursunuz belki," diye başlıyor ve orduya katılmak emrini aldığını, ancak firar edeceğini, çünkü savaşmak istemediğini, bu dünyaya zavallı insanları öldürmek için gelmediğini anlatıyor ve cumhurbaşkanına, çok istiyorsa kendisinin gidip dövüşmesini salık vererek: "Peşime düşecek jandarmalarınızı uyarın/Silahım var ve kullanmasını bilirim," diye bitiriyordu. Mouloudji, son dizeyi "Jandarmalarınızı uyarın, silahım yok/Ama onlar ateş edebilirler," biçiminde değiştirdi, ilk kez, Fransız ordularının Dien Bien Phu savaşında korkunç bir yenilgiye uğradığı 7 Mayıs
1954'te söyledi. Konser verdiği tiyatro, aynı gece bombalandı. Ve şarkı, 'ordudan firara teşvik ettiği' gerekçesiyle yasaklandı. Cezayir'in Fransa'ya karşı verdiği bağımsızlık savaşı sırasında, doğal olarak yine yasaklıydı. 1970'li yıllarda, Fransa'nın olmayan Vietnam Savaşı sırasında 'tahammül' edilen şarkının, 1991 yılındaki ve Fransa'nın da katıldığı Körfez Savaşı sırasında, radyolardan yayımlanması yeniden yasaklandı! Zaten yıllardır duyulmayan, yayımlanmayan 'Firari'yi, bu kez Kosova savaşında yer alan Fransa'da, bir öğretmenin öğrencilerine söyleteceği tuttu, mesleğiyle ödettiler bedelini.
Ama işte, savaşın ve yoksulluğun Paris metrosuna attığı bir ses, kendi dilinde kendi firarını anlatıyordu. Cumhurbaşkanlarının duyamayacağı kadar derin ve uzaktı metro dehlizleri. Ama dinleyen herkes, o bilinmeyen dili anlıyordu.