Tehdit ve cesaret
Radikal · 27 Ekim 2001
Karşımda bir zarf duruyor. Daha doğrusu, naylon bir çöp torbası duruyor da, içinde zarf olduğunu biliyorum, çünkü 'el değmeden' kendim koydum. Büyükçe bir zarf. Venezüella'dan geliyor. Oysa benim hiçbir ilgim, hiçbir tanışıklığım yok Venezüella ile. Ama birisi bir mektup göndermiş işte. Kadınca merakımı yenemeyip açacağımı düşünmüş herhalde. Yanılmış tabii. Yükseleni Aslan olan bir Boğa burcu elemanında temkin, meraktan önce gelir. Bütün olasılıkları gözden geçirdim. Zarfın içinde iyilik varsa, o iyilik olmadan da yaşayabileceğime, kötülük varsa tehlikeye düşeceğime, dolayısıyla açmamam gerektiğine karar verdim. Günlerdir tereddütteyim. Naylon torbamı kapıp polise götüreyim, "Valla içinde ne olduğu beni hiç ilgilendirmiyor, sizi ilgilendiriyorsa buyrun!" mu diyeyim, yoksa çöpe mi atayım? Şimdilik bekliyor karşımda. Bu yazıdan sonra İYİ tanıdığım bir âdemoğlu çıkar, kimlik tespiti ve parmak izi alındıktan sonra, "Yahu ben göndermiştim sana!" derse, BELKİ açarım.
Ampul aydınlarının yeni tanıştığı tehditlerden, yıllardır alıyorum ben. Genelinde ölüm ve tecavüz tehditleri. Nedense ırza geçmeye çok meraklılar. Hem de toplu tecavüze. Tek başlarına benimle başa çıkamayacaklarını düşünüyorlar herhalde. Yine sürü psikolojisinden güç alıyorlar yani. Birey olarak yoklar.
Hepsi İslamcı. Kimisi 'milliyetçi' Müslümanlardan. Ne zaman İslamiyet konusunda yazsam ya da Fethullah Gülen'e atıfta bulunsam, internetten tehdit yağıyor. Yalnız Türkiye'den değil, dünyanın dört bir yanından, ABD'den Avustralya'ya kadar. Dinle ilgili yazılarıma karşı aldığım tehditler, bir kamuoyu araştırması kadar aydınlatıcı. İslamcı faşizmin nerelerde yuvalandığını, hangi oranda yaygınlaştığını ele veriyor. Çetele tutmaya başladım. 11 Eylül'den beri,
Amerika kıtasından aldığım tehdit mesajlarını FBI'a, Avrupa'dan gelenleri Fransız internet polisine iletiyorum (böyle bir polis var, evet). Ne yaparlarsa yaparlar.
Türkiye'den gelenler hakkında, Türkiye'de suç duyurusunda bulunuyoruz tabii. Bulunuyoruz diyorum, çünkü benim koruyucu meleklerim de var. Gazetemiz Radikal'in hukuki işlerinden sorumlu Prof. Dr. Köksal Bayraktar avukatlık bürosunun tüm avukatlarıyla bitmez tükenmez davalarım süresince, yani altı yıldan beri can ciğer ahbap olduk artık. Başta Köksal hoca; Şehnaz Yüzer, Nurcan Çalışkan, Günay Erkan, Enis Kınay, Yücel Döşeman inanılmaz bir gayretle savunuyorlar naçiz yazarınızı. Ve yalnız savunmakla yetinmeyip, benim adıma da dava açıyorlar. Kimini kazanıyoruz, kimini kaybediyoruz, ama hep birlikte ve inançla direniyor, mücadele ediyoruz.
Suç duyurusunda bulunduğumuz ölüm tehditlerinden biri, İBDA-C imzalıydı ve İhlas Holding kuruluşu 'ihlas.net.tr'nin bir abonesinden geldiği tespit edildi. Adam bulundu, sorgulandı ve önce DGM, halen İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. Ancak başından beri suçu reddediyor ve kişisel internet şifresini 'ihlas.net.tr'den edinen başka birisinin
onun adresiyle tehdit göndermiş olması ihtimali var. Suçsuz birini mahkûm ettirmeyi ne mahkeme heyeti ister, ne ben, ne de avukatlarım. Yapılacak şey, bilgisayar ve internet konusunda bir bilirkişiden 'sanığın adresinden başka birinin mesaj gönderip gönderemeyeceği' sorusunun yanıtını almak. Mahkeme heyeti de gerekeni yapmış ve Boğaziçi Üniversitesi'nden bilirkişi tayini istemiş. Oysa davanın 11 Ekim'de yapılan duruşmasına giren Köksal Bayraktar hoca ve bendeniz hayretle öğrendik ki, Boğaziçi Üniversitesi, mahkemeye yazdığı cevapta bünyesinde bu konuda bilirkişilik yapacak öğretim üyesi bulunmadığını belirtmiş, iyi mi? Şimdi İTÜ'den bilirkişi tespiti isteniyor...
Vah Boğaziçi Üniversitesi, vah! Meğer Türkiye, en iyi bilgisayar mühendisliği bölümlerinden biri bu üniversitede sanırken, onların çok basit bir soruya yanıt verecek öğretim üyesi yokmuş demek ki. Kim ne öğretiyor acaba, B.Ü. Bilgisayar Mühendisliği'ndeki öğrencilere, çok merak ettim. Ama içimden, 'bilirkişi'ye ödenecek paraya burun kıvırıp, 'bilmezkişi'lik oynadıklarını da düşünmedim değil.
Umarım İTÜ'den yurttaşlık bilincine sahip bir bilirkişi çıkar. Ama Boğaziçi Üniversitesi'nin muhterem bilgisayar allamesine de yazıklar olsun! Nasıl bir Türkiye istiyorlarsa, parmaklarını oynatmadıkları belli.
Zarar yok. Karşımızdakilerden öte, yanımızdakilere rağmen de yolumuzdan dönmeyiz biz. Korkaklara ve alçaklara rağmen.