Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Memleket ve meymenet

Radikal · 31 Ekim 2001

Bir zamanlar dil kaygılarımız vardı, memlekete melmeket, kibrite kirbit diyenlerle uğraşırdık, devran döndü zaman değişti, anlaşıldı ki sorun 'meymenet'te. Memleket, meymenetlilerin yönetiminde memleket oluyordu, meymenetsizlerin elinde melmeket. Memleket halkı milletti, melmeketinki tebaa. Cumhuriyet tarihi, memleketten bir ülke, milletten bir ulus yarattı; ama melmeket tebaasına yurttaşlık aşılayamadı ve bugün, Cumhuriyet'in 78. yılında güzelim bir ülke artık

meymenetsizliğin, yani uğursuzluğun kuşatması altında. Meymenetsizler her yerde. Ve ister azınlık olsunlar ister çoğunluk, bir meymenetsiz bin yurttaşa bedel,

ellerini değdikleri her şey kuruyor, çürüyor, dağılıyor. Geçmişi, şimdisi ve geleceğiyle, işte Türkiye.

Siz neler düşündünüz, neler duyumsadınız bilmiyorum 29 Ekim'de. Ben Can Dündar ve ekibinin CNN Türk'te yayımlanan 'Yükselen Bir Deniz' belgeselini izledim, bilmediğim pek çok ilginç ayrıntısını öğrendim tarihimizin ve Atatürk'ü bir kez daha hüzünlü bir saygıyla andım, daha iyi anladım. Örneğin, meymenetsiz bir melmeketten

memleket yaratan o ve arkadaşlarının, aslında bir avuç seçkinden ibaret olduklarını; örneğin 'Cumhuriyet'i bu Meclis kurdu!' diyerek bugünkü TBMM'ye tarihsel bir saygınlık payesi biçenlerin, YALAN söylediklerini öğrendim Can Dündar'ın belgeselinden. 78 yıl önce, Cumhuriyet rejimi 158 milletvekilinin oybirliğiyle kabul edilmişti. Oysa milleti 255 vekil temsil ediyordu. Hepsi Meclis'te olup oy verse ya da verebilselerdi, Cumhuriyet, belki asla kurulmayacaktı. Üstelik, yeni rejime oy verenlerin bir bölümü, cumhuriyetin ne olduğunu bile bilmiyordu, hatta İslam cumhuriyeti kurulduğunu sananlar bile vardı.

Bugün, bu garip ülkede çağdaş, aydınlık ve doğru ve güzel ne varsa borçlu olduğumuz Cumhuriyet, aslında Atatürk ve birkaç idealistin, halk istemeden, hatta hak etmeden halka verdiği olağanüstü bir

'armağan'dan ibaretmiş meğer. 78 yılda, sizin gibi, benim gibi insanlar bu armağanın değerini elbette bildi.

Ama armağanı vermiş olmakla övünen TBMM'nin günümüzdeki üyeleri, 29 Ekim 2001 günü ne işgal ettikleri mevkii, ne temsil ettikleri millet, ne de Cumhuriyet'e layık olduklarını kanıtlayabildiler. Cumhurbaşkanı Sezer'in TBMM'deki kutlama törenine, 550 milletvekilinden yalnızca 44'ü katılmıştı. 44 adam. Kendilerine teşekkür ederiz.

Katılmayanlara gelince... Öfke ve nefretten öte, çünkü nefret ediyorum büyük bir bölümünden, hayretler içerisindeyim. Böylesine bir aymazlığı, akılsızlığı ve vurdumduymazlığı, onlara bile yakıştıramıyorum. Nasıl olur da hâlâ, temsil ettikleri milletten bunca kopuk, kendilerine beslenen öfkeye bunca kayıtsız kalabilirler? Cumhurbaşkanı Sezer'in, halen halkın güvendiği ve saydığı TEK devlet adamı, sivil otorite olduğunu ve bu konumu ona kendilerine

duyulan tepkinin sağladığını nasıl anlamazlar? Türkiye Cumhuriyeti'nin en

ağır krizi sırasında, boğazına kadar borca batmış, bıçak kemiğe dayanmış bir milletin karşısında, nasıl olur da yağlı maaş, ballı emeklilik girişimlerini referanduma götürüyor diye, Cumhurbaşkanı'na tavır koymak için Cumhuriyet'in yıldönümünü bile kutlamazlar?

Radikal gazetesinin 26 Ekim tarihli haberiydi: TBMM'nin yıllık bütçesinin 155 trilyona çıkarılması talep ediliyor! Ve aynı Meclis'in krizden haberi var ki, kendilerine elbette zırnık çıkmayacak referandum 20 trilyona patlar, çok pahalı diye önlemeye çalışıyor! Bir onurlu kadın, bir doğru insan Sema Pişkinsüt hakkında, işkence görenlerin adını vermedi diye açılan utanç soruşturmasını hemen uygulamaya koyarken, ülküdaşı sabık bakan Koray Aydın'ın istifasını sürüncemede bırakıp maaşını almasını temin eden MHP'li Meclis Başkanı Ömer İzgi'nin salt temsil ve kırtasiye gideri, ballı maaş hariç 292 milyar liraymış meğer yılda!

TBMM'nin 500 milletvekili neyi amaçlıyor, nereye doğru gittiklerini biliyorlar mı gerçekten? Halen, yapmaya yanaşmadıkları fedakârlık ve talep ettikleri zamlarla; isyanın arifesinde aç halkına, "Ekmek bulamıyorlarsa kurabiye yesinler!" diyen Kraliçe Marie Antoinette'ten farkları var mı?

Yoksa sonunu mu bilmiyorlar?