Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Tele,sekretere karşı

Radikal · 2 Kasım 2001

Hani, dünya güzeli nikâhlı karısının eline su dökemeyecek paçozları metres tutan erkekler vardır ya; işte Türk medyasının maçoları, onların aynasıdır. Bir kısım medyada suyun başını tutan bu maçolar, mankenlerden gazeteci yapar, sonra gider Christiane Amanpour'a tapınırlar. Düşünmezler ki söz konusu Amanpour, Türk olup kendilerinden iş isteseydi, bırakın kelamına, selamına bile bakmazlar; olsa olsa kıskanç hanımlarını rahatlatmak için sekreter olarak alır ve imzasız haberlerini kullanır ya da halkın nabzını tutmak için, temizlikçi, hizmetçi diye el altında bulundururlardı. Oysa CNN'de ünlendiğinden beri bir tutsalar, vallahi Amanpour'dan bile gazeteci yaparlar. Zaten uzun süredir peşindeler, geçtiği haberden çok

Amanpour'u haber yapıyorlar. Bendeniz de dün, böyle bir haberden öğrendim işte, bizim basın çok heyecanlanmış, çünkü New York Post gazetesinin köşe yazarı Andrea Peyser, görsel medya meslektaşı Christiane

Amanpour'a 'CNN'in savaş sürtüğü' diye hakaret etmiş. Hakaret edilenin, hakaret edenin patronu Robert Murdoch'a yazdığı şikâyet mektubu ise söz konusu patron tarafından: "Sizden özür dilerim, ama yazarlarımızın makalelerine müdahale etmiyorum," diye yanıtlanmış.

Bence Andrea Peyser'in de Türk basınında izlenme ve değerlendirilme şansı var artık. Sürtükten sonra bir de şıllık derse, Amanpour kadar ünlenir Türkiye'de. Doğruya doğru, ben dahil, biz haberin böylesini severiz. Yurdumuzda da sık sık, gazetecileri patronlarına şikâyet ederler. Benden de çok şikâyetçilerdir. Önce genel yayın yönetmenime iletirler, 'kulağımın çekilmesi' gerektiğini. Çekilmediğini görünce, patronumuz Aydın Doğan'a ulaşmaya çalışırlar, daha doğrusu çalışırlardı. Çünkü artık anladılar. Ne Aydın bey iletir bu şikâyetleri bana, ne de yönetmenlerim. Aylar sonra, görgü tanıkları ve kulak misafirlerinden öğrenirim, aynen Robert Murdoch gibi yanıtlarlar: "Özür dileriz, ama yazarın makalesine müdahale etmeyiz!" Nokta. Hatta birkaç yıl önce hakkımdaki bir şikâyetin Aydın beyi çok bunalttığını ve sonunda, 'Bizim kız delikanlıdır, yazar vallahi, karışamam,' deyip işin içinden çıktığını bile biliyorum.

Öğrendiler ya işverenden kelle alamayacaklarını, şimdi tıpış tıpış naçiz yazarınıza geliyor ve nazik nazik görüşerek yola getirmeye çalışıyorlar zatımı. Sanıyorlar ki, onları 'adam yerine koyup' muhatap alınca, kendimi onanmış ve yüceltilmiş duyumsayacağım!

Beni tanımıyorlar. Ve daha kötüsü, eleştirdiği politikacıya kendisini davet etti diye methiye düzmeye koyulanlarla karıştırıyorlar... Çarşamba günü yayımlanan "Memleket ve Meymenet" yazımdan sonra böyle bir komiklik yaşandı. İki gündür TBMM Başkanı Ömer İzgi'nin özel kalem sekreteriyle benim telesekreter, müthiş bir sohbet içindeler. Gül Yosunkaya hanım (keşke benim de öyle bir sekreterim olsaydı, müthiş inatçı, üstelik sesi güzel) belli ki

'Bulun!' emrini almış, sürekli arıyor: "... Sayın Ömer İzgi sizinle görüşmek istemektedir. Lütfen şu numarayı arayınız..."

Oysa benim telesekreter, nuh diyor, peygamber nanay. Programlanmış mübarek, hep aynı yanıt: "...mesaj bırakın, BELKİ ararım!" O 'belki' hiç gerçekleşmiyor, ancak Gül hanım yılmıyor. Dün sabah çektiği faksta, TBMM Başkanı'nın görüşme isteğini tekrarlarken bir kez daha telefon çaldı. Oysa benim telesekreter, aynı zamanda casus. Kendisi konuşurken, arayan numarayı da ekrana yansıtıyor namussuz. Sıkıldım bu kadar ısrardan, kaldırdım ahizeyi, inatçı sekreter teranesini yinelerken kestim sözünü: "Görüşmeyeceğim," dedim, "Sayın başkanınızla..." Ve kapattım.

Evet Sayın İzgi, görüşmeyeceğim sizinle. Şikâyetiniz varsa, buyrun mahkemeye. Strasbourg'a kadar gideriz, isterseniz. Şahsen söyleyeceğiniz hiçbir söz beni ilgilendirmiyor. Oysa TBMM'de yapılanlar ve yapılmayanlarla yakından ilgileniyorum. Çünkü o Meclis, aslında bizim mülkümüz ve sizlerin işverenleri, bizleriz. Ben konuşmam, yazarım. Siz de konuşmayın. Maaşınızı değil, milleti düşünün; BİRAZ DA millet için çalışın, yeter.