El kanıyla gerdek
Radikal · 3 Kasım 2001
Ne gariptir ki, 'Yaş yetmiş, iş bitmiş...' deyişi, yetmiş altılıkları başbakan yapan bir toplumdan çıkar. Ne gariptir ki, 'Kırkından sonra azanı teneşir paklar...' diye dil şaklatan bir halk, kırk yıllık sefil saltanatından paçayı zor bela kurtardığı ve cumhurbaşkanlığından
ite kaka emekli ettiği bir seksenliğe, kendisini yetmiş altılığın elinden kurtaracak 'jön prömiye' umutları bağlar. Ne gariptir ki bir emlak satışı için yetmiş yaşını aşkın mal sahiplerine, tam teşekküllü hastanelerden sağlık raporu ister de... Mülkünü ve devletini, işi bitik, aklı yitiklere raporsuz teslim eder. Ne gariptir ki böyle bir ülke, üstelik Avrupa'nın en genç toplumudur. Ve böyle bir ülke elbette, gençliğe, geleceğe ve ileriye, mezar kazar ancak. Birlikte gömülmek için.
Mısır firavunları ölünce, karıları ve maiyetiyle birlikte gömülürlerdi. Tüm saray erkânı bilirdi ki, ömürleri firavunun ömrüne bağlı. Böylece, yaşadığı süreyi canına kastedilmek korkusu olmadan geçirirdi firavun efendi. Hanımları üstüne titrer, hekimleri canla başla sağlığına dikkat eder, veziri de zehirlemeye kalkmazdı.
Günümüzde, firavunla birlikte gömülmek yöntemi kadük olmadı, biçim değiştirdi. Sözümona demokrat kimi ülkelerde, artık karılar ve maiyet değil de, tebaa gömülüyor yaşlı muktedirlerle birlikte. Üstelik gömü töreni, cenaze henüz canlıyken başlıyor. Yerini alabilecek taze güçler, bir ülkenin gençliği, eğitimsizliğe, işsizliğe, parasızlığa ve çaresizliğe mahkûm ediliyor; yavaş yavaş, bir ayağı çukurda liderlerle birlikte ölüme sürükleniyor. Direnenler... Örneğin savaşa gönderiliyor.
Ne kadar kolay dostlar, ne kadar kolay değil mi, yetmişini aşmış morukların, yetmişini aşmasa beyni çürümüş, yüreği kabuk bağlamış, vicdanı ihtiyarlamışların; yirmili yaşlarını kıskandıkları gençleri, aslanlarım kaplanlarım diye gaza getirip savaşa yollaması? Ne kadar kolay değil mi, kendisinin olmayan oğulları ölüme göndermek? Ne kadar kolay değil mi başkasının evlatları için ağlamak?
Çok merak ediyorum: Bugün, Türkiye bu savaşa girmeli, doğru karar alındı diye fetva verenlerden birinin oğlu var mı, Afganistan'a gönderdiğimiz aslan gibi oğullar, bordo bereliler arasında? Soruyorum, yanıt verin ey... El kanıyla zafer gerdeğine girmeye meraklılar! Birinizin bir oğlu var mı, giden yiğitler arasında?
Yoksa, sizin de hakkınız yok, başkalarının oğullarını savaşa gönderen kararı alkışlamaya.
Ben mantıksız, devlet ve denge politikalarından habersiz biri değilim. Afganistan'a gönderilen doksan kişilik bir kuvvetin etkin, ancak sembolik olduğunu, gönderilmesi gerektiğini bile anlayabilirim. Ancak, her gün AB ölçütleri diye bağıranların, bir savaşa asker göndermek konusunda AB'nin bir numaralı kuralının Türkiye'nin bu kararında uygulanıp uygulanmadığını BİLE sorgulamadan alkış tutmalarını anlayamıyorum, kabullenemiyorum. Nedir bu kural? AB ülkelerinin, DIŞ bir savaşa gönderdikleri her asker, GÖNÜLLÜDÜR. Bosna'dan Kosova'ya, tüm demokrat ülkelerde, riski düşük bir dış savaşa bile göndereceği her askere, gidip gitmek istemediğini sorar; kendi rızasıyla giden gider ve hükümet, salt 'gönüllüleri' gönderdiğini de üstüne basa basa açıklar, belirtir her defasında.
Doksan Türk delikanlısı, belki de gönüllü gidiyor Afganistan'a. Ama biz bilmiyoruz. Önemli olan kimsenin bunu sorgulamaması, merak etmemesi, yayımlamaması. Eğer bu delikanlılar gönüllüyse, niye açıklanmıyor? Eğer gönüllü değillerse, daha da vahim. Çünkü askerini, yurt savunması olmayan, dış bir savaşa emirle gönderen ülke rejimi, demokrat değil totaliter bir rejimdir.
Üstelik Afganistan'a doksan kişilik bir Türk gücünü göndermekle yetinileceğine emin değilim. Göreceksiniz, arkası gelecek.
Neye çanak ve neye alkış tuttuğunuzun gerçekten farkında mısınız beyler?