Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Dişi Pygmalion Sendromu

Milliyet · 4 Kasım 2001

Yuvayı dişi kuşun yaptığı doğru mudur bilmem ama, kadının sahiplendiği erkeği vezir ettiği de, rezil ettiği de kanıtlanmıştır. Hatta her başarılı erkeğin arkasında bir kadın olduğu gibi, her başarısız erkeğin önünde de bir kadın vardır, yeminle. Oysa heteroseksüel tarih, kadının erkeğe verdiği desteği bir-iki atasözüyle geçiştirip, erkeğin kadına olduğu kösteği tümüyle görmezden gelmiş, bununla da yetinmeyip Pygmalion sendromunu hep erkeklere layık görmüştür. Pygmalion, kendi yonttuğu kadın heykeline aşık olan efsane bir Kıbrıs kralının adı. Bernard Shaw başta, pek çok yazara ilham kaynağı sendrom, “kendin pişir kendin ye”nin erotik bir versiyonu olup “kendin yarat kendin sev” diye özetlenebilir. Aşık olduğu çiçekçi kızdan bir İngiliz leydisi, bulaşıkçı kadından kraliçe, sekreterden müdür, tezgahtardan Hollywood yıldızı yapılandırmak biçiminde tezahür edebilir. Ama işte nedense bütün Pygmalion'lar erkektir... Tabii biz ortaya çıkıncaya kadar.

Donatella ile tanışır tanışmaz, kaderlerimizin şaşırtıcı benzerliği yanı sıra, ikimizin de Pygmalion sendromundan mustarip olduğunu keşfettik. Zaten başımıza gelenleri de, belki aynı hastalık belirlemişti. İkimiz de bizden güçlü, bize destek olacak, sırtına tüm sorunlarımızı yüklenip bizi de omuzlarında taşıyacak birer erkek aramış, ama hep, hem de tesadüfi olamayacak kadar hep, korunacak, destek olunacak, sorunları yüklenilip omuzlarda taşınacak erkekler bulmuştuk. Bir erkeği sevdiğimiz zaman ilk işimiz, kendisine, eğer başarılıysa daha çok başarı sağlamak, daha geniş ufuklar açmak, ünsüzse ün, yoksulsa para kazandırmak olmuş; kısacası adamı yeniden yapılandırmak, bize göre “adam etmek”le uğraşmıştık. Bizim sözümüzü dinlemeyen, doğru yola gelmeyen dünya tatlısı, ama yeterince mücadeleci olmayan kimileri, örneğin ilk kocalarımız düzeltemediğimiz hataları dolayısıyla ölmüşlerdi genç yaşta! Bazıları bize ayak uydurmak için ellerinden geleni yapmış, başaramamışlardı. Bu arada biz istemeden bizi kullanıp “adam” olanlar da vardı. Ama işte, Donatella ve ben, sevdiğimiz erkeği yeni baştan yaratmak takıntısını bir türlü atamıyorduk üzerimizden.

Geçen yaz başında Donatella müjdeyi verdi. Bu kez gerçekten ve hakikaten yeniden yapılandırılmayı gerektirmeyen, dört dörtlük erkeği bulmuştu: Marco. Tabii yine de bir şeyler yapması gerekiyordu, böyle bir aşk atıl kalamazdı, tuttu sevgili Marco'suyla macerasının romanını yazdı Donatella: “Pembe Cadılar ve Mavi Yarasalar”. İkinci aşamada, büyük aşkını benimle tanıştırması gerekiyordu sevgili arkadaşımın. Aynı sendromdan mustaribiz ya, Marco'nun kusursuzluğunu bir de benim denetlememi istiyordu. Ancak ben, Paris'te; Donatella, İstanbul'da; Marco da Milano'daydı ve biraz zor görünüyordu buluşmamız. Oysa kader ağlarını örmüştü ve BEN bile kaçamayacaktım sarışın afetin inanılmaz organizasyonundan. Frankfurt Kitap Fuarı'na katılacağımı öğrenen Donatella sevinçle haykırdı: “Marco da orada, mutlaka görüşmenizi istiyorum!” Daha ben ağzımı açıp, “Tatlım, sen tanıştırsan daha iyi olur, şimdi ben hayatımda görmediğim, bilmediğim bir Marco'yla ne konuşayım?” demeye fırsat bulamadan, Donatella'nın aşkına arkadaşının cep numarası, arkadaşına aşkınınki verilmiş, randevu tespit ve eşkal tarif edilmişti. Kendi payıma, uzun boylu, çok çok uzun boylu, kumral ve yakışıklı bir İtalyan aramak denen hastalıktan düşmüştü. Ve naçiz yazarınız Frankfurt Kitap Fuarı'nın Türk standında, eşkale uygun birinin yolunu gözlemeye koyuldu. Randevu saati yaklaşıktı. Derken, Marco göründü. Uzun boylu, hafif kır saçlı ve gerçekten yakışıklıydı. Gülümsedi, ben de gülümsedim. Birbirimize doğru ilerledik, el sıkıştık, “Marco?” dedim, “No,” dedi İngilizce. Meğer Yunanlı bir yazarmış, Türk standını gezmeye gelmiş, tanıştık, ahbap olduk mecburen.

Ve sonunda gerçek Marco çıkageldi. Hiç tereddütsüz ilerledi, adımı söyledi ve tam doğru eli sıkarken, telefonu çaldı, Donatella'ydı tabii ve durumun gidişatını denetliyordu. Ancak organizasyonun bir de Paris ayağı vardı ki... Devamı haftaya.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1