Gecekondu zihniyeti
Radikal · 14 Kasım 2001
Gece gelmediler. Ama gecenin karanlığını kafalarında taşıyorlar.Kimse görmeden, kimseye çaktırmadan yapılması gereken pis işlerini, hırsızlıklarını, uğursuzluklarını, yolsuzluklarını güpegündüz, herkesin önünde yapıyorlar. Önce, gündüz yaptıkları gecekondularla sardılar kenti. Kent sahiplerinin genel ilgisizliği karşısında, surların içine el attılar. Bedeli ödenmeyen, düpedüz çalınan arazilerin üstüne apartman kuran işgal kuvvetleri, onların öncü kuvvetleriydi kenti ele geçirmek için. Dünyanın hiçbir uygar ve bayındır ülkesinde, yasadışı iskân bölgelerinde yasadışı oturan kişilere ikametgâh, dolayısıyla seçim hakkı verilmezken, verdiler. Ve işgalci kuvvetlerin oylarıyla, belediyeleri ele geçirdiler. Belediyeler de, kentin içini, ruhunu, yüreğini...
Nasıl kondurdularsa gün ışığında gecekondularını ve işgal ettilerse tepelerimizi, korularımızı, nasıl pislettilerse sularımızı; onların belediyeleri de ecdadımızdan miras eski kentin içini oyuyor, gecekonduya çeviriyor eskiden kalan, güzel olan ne varsa. Örnek mi istersiniz? İşte Beyoğlu Belediyesi. Tarlabaşı Caddesi, Ekrem Tur Sokak'ta bir bahçeli ev vardı, ikinci derece eski eser. Daha inşaat izni almadan yıkmaya başladılar. Nasılsa 'işlerini' görecekti, İstanbul'un ortasındaki bu tarihi semti, mürtecilerle doldurmakla görevlendirilmiş, önce RP, ardından FP'li Belediye Başkanı Kadir Topbaş. İkinci dereceden eserin yıkılmaması gereği, plan üzerinde sonradan tadil edilecek, istim arkadan gelecekti nasıl olsa. Ve geldi. O güzelim evin yerine, daha da yolsuzu, hiçbir biçimde inşaat izni verilemeyecek bahçesini de işgal ederek,
bir gündüzkondu apartmanıyla doldurdular.
Kimileri mücadele ediyordu, direniyordu tabii. Örneğin Ayaspaşa sakinleri. Setotel denilen biçimsiz otel yapılırken, hâkim zihniyet gecekondu zihniyeti ya, iki kat da izinsiz çıkıvermişti. Mahalleli, mahkemeye verdi sahiplerini. İki kez yıkım kararı çıktı söz konusu izinsiz katlar için. Ve yıllardır yıkılmıyor belediye tarafından. Üstelik, Kadir Topbaş belediyesi, "Niye yıkmıyorsunuz?" diye soran Ayaspaşa sakinlerine: "Para verin de yıkalım!" diyebilecek kadar rahat. Amaç, yıkım kararı çıkan ve yıkılmayan iki katın sahibi Setotel'in 'idare edin' ödeneğiyle, mahallelinin vereceği yıkım ödeneğini yarıştırmak, mahkeme kararının uygulanıp uygulanmamasını 'açık artırmaya' çıkarmak... Artık kimin elinde kalırsa.
Sıraselviler Caddesi'nin Çukurcuma'ya döndüğü köşede, halen bir inşaat var. Herhalde izinlidir. Tahta perde çekmişler, dolayısıyla tahta perdenin gerisinde inşaat yapmak durumundalar. Oysa inşaatın önündeki kaldırım, yapıda kullanılacak tonlarca demir, hafriyat malzemesiyle işgal edilmiş. Kaldırım yok, bitmiş! İnsanlar, inşaatın önüne gelince bir dört yol ağzı ve yoğun trafiği olan caddenin ortasına atıyor kendilerini, arabaların arasından yürümeye mahkûmlar. Hem kaldırım yıkılıyor tonlarca demirin altında, hem insanlar tehlikede. Kadir Topbaş belediyesinden çıt yok. İzin verilmiş ya, izne uyan ve müteahhit yükümlülüklerini yerine getiriyor mu diye en küçük bir denetim yok.
O kaldırımlar, bizim can güvenliğimiz için ve bizim paralarımızla yapılıyor oysa. Yeniden yaparlar, zaten dayanmasın diye, müteahhitlere tekrar tekrar para kazandırsın diye çürük yapılıyorlar, para belediye başkanının kesesinden çıkmıyor ya, bu arada birkaç kişiye araba çarparsa, zaten onların sorunu değil.
Genel ilgisizlik, duyarsızlık içinde bir yıldız gibi kayıyor Beyoğlu. Kozmopolit bir tarihi öldürüyor FP'li belediye farkında mısınız? Farkında olsanız neye yarar zaten? Artık direnmek için çok geç. Bir kanser gibi sardılar İstanbul'u, gecekondusoylular. Metastaztayız.