Yutturmaca
Radikal · 17 Kasım 2001
Dünya çapında büyük bir fotoğraf ustası olan, ancak anasının karnından mizahçı doğan Ara Güler soğuk almış, yatak döşek yatmaktadır. Hafif ateşi de vardır, burnuna kadar çektiği yorgandan görünen gözleriyle çakır çakır bakmaktadır. Üst kat komşusu geçmiş olsun ziyaretine gelir, "Ara'cığım, vitamin gribe iyi gelir, bak bunları içesin," deyip yanındaki torbadan çıkardığı vitaminleri: "A vitamini, B vitamini, C vitamini, D vitamini, E vitamini..." diye sıralamaya başlayınca, yorganın altından Ara Güler'in nezleli sesi yükselir: "Sen bana alfabeyi yutturmak istiyorsundur?"
Kendi üretimiyle yetinmeyip dost şakalarının da dağıtımını yapan, irticalen mizah serbest bilişim kurumu Hüseyin Baş'tan dinlediğim bu gerçek fıkra, bir de baktım aynen halimiz, dostlar! Türkiye, yıllardan beri hasta. Ekonomisi ağırlaşa ağırlaşa, girdi sosyal komaya. Doktorların biri geliyor, biri gidiyor; ama gelenler bir önceki gidenler, gidenler de zaten yeniden gelmeye hazırlanıyor, yani aynı ekipler dönüşümlü olarak tepemizde ve bize sürekli reçete yazıp takım takım alfabe yutturuyorlar. A babında ayvayı, B babında b... yedik; C şıkkında canımıza okudular, Ç'nin taktığı çelmeyle D terkibinde devrildik, E'de ele avuç açıp F'de façayı kaptırdık, G'de geçirdiler, H'de hadım edip, İ'de bitirdiler işimizi... Velhasıl alfabenin her harfinde yediğimiz bir kazık ve kan izlerimiz var, özellikle Y babında yedirdikleri, yutturdukları yalanlar bir sözlük tutar.
İşte bu babta benim kafayı taktığım bir yutturmaca var ki, Türkiye ağacının özsuyunu emen asalak sarmaşığın en tepesinde, dolayısıyla en simgeseli.
Ülke ekonomisi daraldı, hatta boğuluyor. İşi olanın geliri azalan, milyonlarca işsiz, yoksul ve aç üreten bir ekonomide, başta devlet, tüm kurumlar ve herkes küçülmek, masrafını azaltmak zorunda. En masraflı kurumlardan biri de, elbette TBMM. İlk alınacak önlem, milletvekili sayısını azaltmak, maaşları dondurmak, yan ödemeleri kesmek olmalıyken, bu beyler TBMM'nin yıllık bütçesini ikiye katladılar ve sayılarının azaltılmasına yanaşmıyorlar. Üstelik, başta Başbakan: "65 milyon nüfuslu bir ülkeye 550 milletvekili az bile..." diyorlar.
İşte bu hesap ve bu kafa yapısı batırdı Türkiye'yi. Bu kafalara sormak isterim: 700 milyonluk Hindistan'ın 7 bin milletvekili mi var? Nüfusuna göre öyle olmalı çünkü. Fransa'nın 58 milyon nüfusu, 577 milletvekili
ve 300 küsur da senatörü var, evet. Ama...
1999 yılında Fransa'da kişi başına düşen milli gelir 25 bin dolardı. İspanya'da 14 bin, İtalya'da 20 bin, Yunanistan'da 11 bin dolar.
Aynı yıl, Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 3 bin dolardı, şimdi yalnızca 2 bin 200 dolar... Oysa bu gelir, eski demir perde ülkesi Polonya için 3 bin 900 dolar, Çek Cumhuriyeti içinse 5 bin 40.
Serbest piyasa ekonomisinde, demir perde ülkelerinin gerisine düşmüşüz sizin anlayacağınız. Hâkimiyet milletindir yazan bir mekânda, milletin hâkimiyetini elinde tutan kişilerin sayısını hangi ölçüye göre belirlemeliyiz sizce?
Kişi başına 25 bin dolar kazanan Fransa'nın elbette 577 milletvekili, 300 küsur senatör beslemek lüksü var.
Kişi başına YILLIK geliri 2 bin dolara düşen bir toplumun, 550 vekile HER AY, maaşı, beleş uçak bileti, temsil ödeneği, kırtasiye masrafı, aile boyu sağlık hizmeti, yolluğu, yakıtı, kirası gibi yan gelirleriyle adam başına 3 bin dolar harcaması normal midir? Emekli 2 bin küsur milletvekiline ödenenlerle
birlikte, TBMM çatısının altında birkaç yıl oturdu diye; bir temsilcinin bir vatandaşın bir yıllık gelirinin iki katını bir ayda cebe indirmesi hak mıdır?
Tuhaf ama gerçek, TBMM'deki milletvekili sayısı artırıldıkça azaldı Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir. Arada bir ilişki var demiyorum, ama en azından bu kriz zamanı 550 yerine 225 temsilci besleseydik.. daha mı az katkısı olurdu acaba Meclis'in bugünkü 'başarı' tablosuna?