Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Kıbrıs’ta son tango

Radikal · 21 Kasım 2001

1982yılında İngiltere ile Arjantin, dünya haritasında sinek kakası kadar yer tutan, kuş pisliğinden başka cevher taşımayan Falkland Adası için kapıştı. Savaş İngiltere'nin zaferiyle sonuçlandı ama... Falkland Adası'nı insanlık belleğine, J. L. Borges'in tek tümcelik yorumu kazıdı. O gün bugündür bu savaş, Latin Amerikalı dev yazarın: "İki kel bir tarak için dövüştüler!" sözüyle anılır.

Benzeri bir tarak Kardak için, fodul Türkiye ile kel Yunanistan da dövüşmek üzereydi ki, berberden döndüler. Ama Kıbrıs'ta kapışmaktan

hem dönmediler, hem de dönmüyorlar. Kıbrıs, elbette Falkland ya da Kardak gibi bir tarak değil.

Gümüş saplı, fildişi bir fırça! Değerli bir parça, yeryüzü cennetinden bir köşe. 1974'te sapı Türklerin elinde kaldı, fırçası Rumlarda. İyi de, 28 yılda Türkiye'nin saçları gürleşmedi, tam tersine seyreldikçe seyreldi, hele bu son krizde hem kel, hem fodul kaldı diyebiliriz. Yani elindeki fırça sapı, neye yarar belli değil. Ama tutmuş bırakmıyor. Oysa Yunanistan'ın bu arada saçı çıktı, biti kanlandı, çünkü AB'ye girdi, artık ne kel, ne fodul. Fırçanın kıllı tarafı da Rumlarda zaten, taranıyorlar da taranıyorlar; sapı aranıyorlar!

Nasıl aranmazlar ki? 1974 yılında, Türk ya da Rum, her Kıbrıs yurttaşının kişi başına düşen milli geliri, aynıydı. Oysa bugün bir Kıbrıs Türk'ünün bir yıllık milli geliri 1700 dolar, Kıbrıs Rum'unun ise 25 bin dolar!

28 yıldan beri süren bir mücadelenin, ekonomik zaferini kimin kazandığı belli değil mi? En azından ekonomik anlamda, "Bir Rum, otuz Türk'e bedeldir!" desek, yanlış mıdır acaba?

Kıbrıs için ne zaman bir yazı yazmaya kalksam ve sorunun Türkiye'nin prangası olduğunu, mutlaka çözülmesi gerektiğini vurgulasam, genç okurlarım merakla sorarlar: "Kesinlikle aynı fikirdeyiz, ama sorunun kaynağını tam bilmiyoruz, 1974'te neler olmuştu?.." Başımızdaki kireçlenmiş beyinlerin hiç anlamadığı, ama sizin anlayacağınız, yarın Türkiye'nin başına geçecek gençler, nasıl ve ne zaman başladığını bile bilmedikleri bir davadan gına getirmiş durumdalar. Ve bu çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü, eğer bu haklı davayı başlatıp, çözmemekte direnerek haksız duruma düşenler, dünyaya kazık kakamayacaklarına göre davayı çözmeden cızlamı çekerlerse, onların yerini alacak gençler, kendileri için hiçbir anlam taşımayan Kıbrıs sorunundan, 'ver kurtul' yöntemiyle kopartacaklar palamarı. Ve haklı olacaklar. Çünkü onlar doğduğundan beri, Türkiye'nin ufku önemli ölçüde Kıbrıs yüzünden tıkandı. Kıbrıs yüzünden yoksullaştı ve şimdi, Kıbrıs yüzünden tüm toplum, her birey için ekonomik ve sosyal bir umut kapısından, AB'den uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

Oysa henüz, hâlâ, İsmet Berkan'ın geçen hafta yayımlanan 'Kıbrıs'ı satalım diyen mi var?' başlıklı makalesinde işaret ettiği gibi, kimse 'ver kurtul' yöntemini önermiyor bu konuda. Hiçbirimiz vatan haini değiliz, 28 yıllık bir düğüme çözüm önermek, sorunu çözün demek ihanet değildir. Ama bugün, Kıbrıs'taki statükoya ve çözümsüzlüğe oynayanlar, AB'ye rest çekip Türkiye'nin geleceğini Kıbrıs'ta ipotek altına alanlar, yarın tarihe vatan haini olarak yazılacaklardır, hiç kuşkunuz olmasın!

Hiçbir hükümetin, bizim cebimizden, bizim geleceğimizden 'sınırsız bedel' ödemeye hakkı yoktur. Hele Ecevit'in. Sayın Başbakan, "Benim Kuzey Kıbrıs'ı gözden çıkaracağımı öne sürenin aklına şaşarım," dedi. Biz de 28 yıldır onun aklına şaşıyoruz. Kıbrıs'a kaş yapayım derken, Türkiye'nin gözünü çıkartan aklına. Yunanistan'la aynı dönemde AB'ye girmek üzere olan Türkiye atını, yarıştan çekip AB'den daha önce de kopartan ve giriş sürecini sıfırlayıp, yirmi yıl geciktiren aklına.

Devlet Bahçeli GİBİ, kafalarını 'töre' gereği güdük milliyetçiliğe ve Türkiye'yi uygarlığın hızlı trenlerine inat hörgüçlü deve kervanının ardına takanlar, önerir GİBİ yaptıkları GİBİ çözümdeki mantıksızlığın bile farkında değiller. Diyorlar ki,

"KKTC'yi Türkiye dışında HİÇBİR ülke tanımadı, ama tanıyacaklar!" Sorarım size, 28 yıldır tanımadıkları, dolayısıyla VAR OLMAYAN bir devleti niye şimdi ya da yarın tanısınlar? Tanıyacak diyenler, tek bir geçerli neden gösterebilir mi 28 yıldır kadük olmuş bir işin ARTIK başarılacağına? Bu bir. İkincisi, diyorlar ki AB Güney Kıbrıs'ı ayrı devlet olarak bünyesine alırsa, biz de hemen Kuzey Kıbrıs'ı ilhak ederiz. Kimsenin aklına gelmiyor ki, sen Kuzey Kıbrıs'ı ilhak edilebilir bir ayrı devlet ilan ettiysen, Güney Kıbrıs'ın da ayrı bir devlet olduğunu kendin tanımadın mı? Seninkini ayırarak ayrı bir devlet olduğunu 'de facto' kabullendiğin karşıtı, yani Güney Kıbrıs, yani seninkinden otuz kat fazla milli geliri olan bir ülke AB'ye girse, sana ne yazar, sen ne yazarsın zavallı, yoksul, bitik ekonominle?

Ecevit, Bahçeli, Cem vb. şürekâsı, "Türkiye siyasi çözüm öncesi bölünmüş Kıbrıs'ın AB'ye alınmasını kabul etmeyecektir," diyorlar. Kime kafa tutacaklarının farkındalar mı? Güney Kıbrıs'ı AB'ye alacak olan devletlerden borç dilenen, kredi alanlar kim halen? Bugün el açtıkları, yatırım yapsınlar diye kapılarını aşındırdıkları devletlere mi kafa tutacaklar yarın?

Türkiye, çeyrek yüzyıldır Kuzey Kıbrıs sorununun üstünde 'gecekonducu mantığı'yla oturdu. Kimse gelip yıkmadığına göre karşı tarafı zamanla bıktırır, alıştırır ve tapusunu alırım sandı. Ama alamadı. Artık pazarlık masasına oturup, o masadan, verilebilecek en az tavizle ama gerek Türkiye, gerekse Kuzey Kıbrıs'ın önünü açacak bir tapuyla kalkmak zamanı. Başka bir seçeneğe, ne Türkiye ne de Kıbrıs Türklerinin tahammülü var. Kuru milliyetçiliğe, sınırsız değil sınırlı bir bedel ödemeye bile mecali kalmayan bir millet adına, kimse işkembeden atmasın! Hele mecalsiz bırakanlar.