Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Gönlümün Doktorları

Radikal · 23 Kasım 2001

Gelin kaynana toprağına çeker derler ya, doğrudur! Ve Sadrazam Kamil Paşa'nın torunu Zekiye hanım, sanki oğlu Tanaydın beyi değil de, gelini Suna hanımı doğurmuştur. Sadrazam sülalesinden oğul Tanaydın, sizin benim gibi normal bir insandır da, görenlerin derhal, "İşte gerçek bir hanımefendi!" diye düşündükleri Suna hanım asaletin vakur bir timsalidir. Oysa aslında kendileri naçiz yazarınızın ablası olup, tabii ki bana hiç benzememektedirler! Öyle zarif, öyle nazik, terbiyesi ölçülü biçili ve sakindirler. Ve tabii, naçiz yazarınız gibi bir gün küt diye gidecek dayanıklılardan olmayıp, çok uzun ömürlü dayanıksızlar gibi her gün biraz hastalanırlar. Suna hanımla aramızda on sekiz yaş fark var. Tanaydın beyle evlendiklerinde ben bir yaşındaymışım ve inanın, sevgili ablamın bir gün de "İyiyim!" dediğini anımsamıyorum. Hanımefendinin her gün bir yeri ağrır, bir yeri ağrımazsa başı döner, başı dönmezse kulakları çınlar, kulakları çınlamazsa tansiyonu düşer. Ama dikkatinizi çekerim: tansiyonu çıkmaz, çünkü böylesi tehlikelidir, tehlikeli olmayan biçimde düşer, o kadar. Sonracığıma, ameliyat olmayı sever ablam. Sık sık ameliyat olur. İki kez tiroid, bir apandisit aldırdı. Baktım ki ufak parçalar halinde elden gidiyor ablam, ağırlığımı koydum, safrakesesini aldırmasına engel oldum. Çok kızdı, sağ eli tutmuyor gibi yaptı, boyun fıtığını kestirdi. Halen o güzelim kuğu gibi boynu, bir platin çubuk üzerinde duruyor. Aradan yıllar geçti, tam ameliyat merakından caydı sanırken, "Yürüyemiyorum!" diye yere serildi canım ablam. Durum gerçekten ciddiydi ve derhal ameliyat edilmezse felç olacaktı. Ödümüz koptu tabii. Harıl harıl iyi hastane ve iyi operatör aramaya başladık. Özel hastaneler söz konusu değildi. Ablamın ameliyat hızına yetişemezdi

aile bütçesi. Üniversite hastaneleri arasında mekik dokunurken, birileri: "Şişli Etfal'in beyin ve nöroloji bölümü çok iyi, klinik şefi zor adamdır, kılı kırk yarar, ama olağanüstü bir

beyin cerrahı..." diye fısıldadı. Zor adamlara bayılırım. Hele kılı kırk yaranlara. Çünkü mükemmelliyetçidirler. Ancak Şişli Etfal, doğrusu pek güven vermiyordu. Yeşil kart sahipleri, sosyal sigortalılar ve yoksulların hastanesi, devletin devlete benzeyen, her yanı dökülen hastanesi değil miydi bu? Ama biraz düşününce...Benim Emel'in kocası Dr. Ümit Zengin, aynı hastanede beyin cerrahı değil miydi? Bak ona güvenebilirdik, işte. Bize doğruyu söylerdi, gerek hastane, gerekse şefi Prof. Dr. Yunus Doğan hakkında.

Ve müthiş bir sürprizle karşılaştık, sevgili okurlar. Meğer Şişli Etfal hastanesinin beyin ve nöroloji bölümü, hem Türkiye'nin en donanımlı ameliyathanelerinden birine sahip olup, hem de evrensel ölçülerde yetkin bir sağlık personeli tarafından 'insanca' değerlerle çekip çevriliyormuş.

Zor dedikleri Prof. Dr. Yunus Aydın, meğer ABD'den İsviçre'ye tanınıyor ve dünyada on bir, Türkiye'de sekiz yıldır uygulanan yeni bir teknikle 2500 ameliyat gerçekleştirdiği için uluslararası bir otorite sayılıyormuş. Bizim aileden ilk olumlu notu, ablamın bel fıtığını teşhisi sırasında, bir önceki boyun ameliyatı ile ilgilenip, boyun röntgenlerine uzun uzun incelerken aldı. Çünkü bele ameliyat diyen cerrahlardan hiç biri, aynı organın, yani omurganın daha önce geçirdiği bu ameliyatla ilgili hiçbir bilgi istememiş, röntgenlere bakmak gereğini duymamıştı.

"Açınca görürüz," diyorlardı herhalde içlerinden. Çok garip bulmuştum bu yaklaşımı.

Prof. Dr. Yunus Aydın'ı görünce, "İşte gerçek doktor!" dedim ben de içimden.

Ablam, mikroskop altında yapılan ve

'dikişsiz' bel fıtığı ameliyatından altı saat sonra ayağa kaldırıldı, yürütüldü ve ertesi gün hastaneden taburcu edildi, sevgili okurlar. Kendisi pek memnun değil, çünkü birbirinden genç, birbirinden idealist ve 'insan' doktorlara, hemşirelere nazlanmasına vakti olmadı, tam benim Dr. Ümit Zengin tarafından aşırı şımartılıyordu ki, Ümit'in patronu Yunus Doğan, taburcu kâğıdını verdi eline. Ne de olsa devlet hastanesiydi ve yerini alacak yüzlerce hasta bekliyordu.

İstanbul'da bir hastane var, devlet hastanesi, beyin ve nöroloji hastaları dünya çapında başarılı, idealist ve iyi insanlar tarafından tedavi ediliyorlar. Varsıl ve yoksul farkı gözetilmiyor. Aklınızda olsun. Bana ablamı geri verdiler, onları sevgi ve saygıyla selamlıyorum.