Bir metelik zafer
Radikal · 24 Kasım 2001
Canımın içi Sunar Kural anlattı: İç çamaşırı üreten bir firma, erkek kamuoyunun don eğilim oranlarını belirlemek için anket yaptırıyormuş, sokaktan geçen vatandaşa sormuşlar: "Boxer mi giyersiniz, yoksa slip mi tercih edersiniz?" Vatandaş kafasını kaşımış, "Valla," demiş, "Bazen silerim, bazen silmem!"
Vatandaşın dondan anladığını, naçiz yazarınız kafa karışıklığında yaşıyor, sevgili okurlar. Dünden beri acı acı, acaba Prof. Dr. Yunus Aydın'a ben de beynimi teslim etsem, bir güzel açsa, belleğimi temizlese, gereksiz bilgileri silse, arapsaçına dönen kıvrımları kesip atsa, voltajı biraz düşürse; kısa devre yapmaktan kurtulabilir miyim? İki-üç işi aynı anda yapmaktan, ışık hızıyla yarışmaktan hem yoruldum, hem de bakar kör oldum, her şey birbirine karışıyor kafamda. Dünkü yazıma da bakmış bakmış, yaptığım yanlışı görmemişim. Yunus Aydın yerine, Yunus Doğan yazıp durmuşum. Herhalde ablamı felç olmaktan kurtaran cerrahı, bizim patronla özdeşleştirmişim, başka bir izahı yok. Hocam, özür dilerim. Kırk yılda bir idealist insana övgü düzeyim dedim, övmekten çok yermeye alışıklık var serde, adını yanlış yazdım, ağzıma yüzüme bulaştırdım.
Herkesin yaşamdan değişik bir beklentisi, umarı vardır. Beklenti, kişinin kendisine özgü mutluluk tanımıdır aslında. Kimi aşk ister, kimi başarı, kimi para. Türkiye'de mutlu yaşamdan parayı anlayanların sayısı, ezici çoğunlukta. Prof. Yunus Aydın anlattı (ay yine Doğan demek geliyor içimden, iyi mi?) hastanelerde gözlemlemiş, köylü vatandaşlarımız ağlayan çocuklarını susturmak
için kâğıt para sıkıştırıyorlarmış eline. Çok şaşırdım, eskiden bisküvi, ciklet, oyuncakla avuturlardı ağlayan bebeleri. Yöntem, meğer çok uzun süreden beri yaygınmış Anadolu'da. Parayla susturulan, parayla konuşturulan erişkinlerin, çocukken nasıl eğitildikleri anlaşıldı. Üç-beş milyon için niçin adam öldürüldüğü de tabii.
Benim hayattan beklentim değişik. Fransız kaldığımdan mıdır nedir Türk toplumuna, yalnızca sakin bir yaşam istiyorum, o kadar. Tabii tuzun kuru, diyeceksiniz şimdi. Hayır, tuzum kuru değil. Bugün işsiz kalsam, bir ay bile idare edecek param yok benim. Kendime uygun mutluluğu, yani oğlumun dört dörtlük bir insan olarak yetişmesini, aşkımı ve başarımı da paraya borçlu değilim. Ama artık, biraz sakin yaşamak istiyorum.
Belki sizi meşgul etmemem gerekir kendi derdimle. Ama eğer beni seviyorsanız, izin verin psikanaliz koltuğuna yatmaktansa, size açılayım, belki bana sakin bir yaşam için plan, program önerebilirsiniz. Önceki gün, 24 saatlik bir yaşam süresinde, uçağa binmeme iki saat kala bozulup sular akmaya başlayan kombiyle uğraştığım İstanbul'dan Paris'e geldim. Radikal'de yayımlanacak yazımı yarısına kadar yazıp, Fransız Dışişleri Bakanlığı sarayına koştum, Avrupa Bakanı Pierre Moskovici'yle görüştüm, hızla eve dönüp yarım kalan yazıyı tamamladım, ancak bilgisayar bozulduğu için geç kaldım. Radikal'den Cevdet usta, yazı nerede kaldı diye telefonla taciz ederken, kan ter içinde komşuyu yardıma çağırdım. Komşum aynı zamanda oğlum olduğu için, kendisinden olmadık düğmelere basıp hatalı manevralarla içine ettiğim bilgisayar konusunda bir
araba azar işittikten sonra, gazetenin dönmesine birkaç dakika kala yazıyı yetiştirdik Radikal'e. Komşum hâlâ, "Sen kim, bilgisayar kim, daktilo al kendine, daktilo!" diye söylenirken, ben hızla Avrupa Bakanı Pierre Moskovici'nin fotoğraflarını banyo ettirmeye koştum. Sevimlilik torpiliyle yarım saatte verilen fotoğrafları alıp yine komşuma sığındım, onun modemiyle Milliyet'e ulaştırdım ve onun bilgisayarıyla yazısını yazıp, bavullarımı açmaya koyuldum.
Söyleyin doktor dostlarım, benim için sakin bir yaşam umudu var mı?
Ama bu hengâme içinde, İstanbul kaldırımlarında 'bir metrelik' zafer kazandım. Sıraselviler Caddesi'nin Çukurcuma'ya açılan kavşağında, inşaatın önündeki kaldırımı tonlarca demirle işgal ve berbat eden müteahhit, kaldırımı boşaltmak, hatta tahta perdeyi geri ve demirlerini de arkasına çekmek zorunda kaldı. Ama kaldırım, haşat. Bakalım Beyoğlu Belediyesi, kamu malına verilen zararı da ödetecek mi kendisine?
Ben yokken göz kulak olun, İstanbul'dan arta kalan, yağmalanmış saraya.