Çakmak mı çakmamak mı?
Radikal · 25 Kasım 2001
Paris'in Cihangir'i neresidir derseniz bir gün, hiç tereddütsüz Convention Meydanı derim size. Paris'te bir avuç Türk, sanki sözleşmiş gibi aynı meydanda buluşmuşuz. NDS'ten okul arkadaşım, araştırmacı yazar Nora Şeni, karşımdaki apartmanda oturuyor. Sanatçı Selçuk Demirel iki adım ötede, tam yanımda ise Radikal Cumartesi'nin metafizik yazarı Işık Menderes. 'Mültimedya'tik topluluğumuzun altyapısını, İzmirli Şinasi'nin Dupont kahvesi oluşturuyor. Üstyapısını ise, bizim apartmanın çatı katındaki merkez üssünden bilgisayarlarımızı denetleyen Gökçe, nam-ı diğer Prof. Nimbus.
Aramızdaki en ruhani kişi Işık Menderes, özelde benimle komşuluğunu 'kader'e bağlıyor. Ben raslantıya. Ama dostluğumuz gerçekten bir muamma. Çünkü kendisi Adnan Menderes'in torunudur, bendeniz İsmet
İnönü'cü. O gaipten haber alır, bendeniz gaibe haber veririm. O meta der, ben fizik. Yani anlaşmamıza imkân yok, oysa çılgınca anlaşıyoruz. Çılgınca
dedim, çünkü kendisi hayatımdaki çılgın sarışınların afet-i Paris temsilcisidir.
İstanbul'a giderken son takıntısını açıklamıştı: Sigarayı hipnoz yöntemiyle bıraktıran müthiş bir doktor keşfetmişti, tabii illaki birlikte gidecektik. Daha henüz bir ay önce, yine onun keşfi müthiş bir doktor ve zayıflama metodunu birlikte izlemiş, bizim sarışın beş santim incelirken, bendeniz iki santim kalınlaştığımdan ötürü hipnotize edilmeyi şiddetle reddettim. Dönüşte bir de ne göreyim...
Telefonda 'Kahvede buluşalım,' deyince ben, canhıraş bir 'Ah...'la inledi, kahveye gelirse canı sigara çekebilirmiş. Doktora gitmiş, şimdi verilen tedaviyi uyguluyormuş evde. Ne evi, ne tedavisi, dedim. 'Gel gör...' dedi, "Kapıyı açık bırakacağım, konsantrasyonumu bozma sakın." Pek bir şey anlamadım, meraklanmıştım, koşa koşa gittim komşuma. Gerçekten aralıktı kapı. Gördüğüm manzara, korku filmi gibiydi. Karanlık salon masasının üstünde bir mum yanıyordu. Mumun bir buçuk metre gerisine deli deli bakan bir çift göz fotoğrafı yerleştirilmişti. Bizim çılgın sarışın, bir elinde çakmak, bir elinde sigara, bakışlarını muma dikmiş, kıpırdamadan oturuyordu. Ruh çağırıyordu herhalde, 'Eyvah!' dedim içimden, "Ya gelirlerse bir de?" Hayır, hayır, ruh çağırma seansı değildi. Trans halindeydi ama, kulaklarından kablolar sarkıyordu, yakından bakınca walkman dinlediğini anladım. Herhalde ruhlar kaset doldurmuş olamazlardı! Usulca eğilip, dokundum sabit bakışları muma dikili sarışına. Korkuyla sıçradı yerinden. "İçmicem, içmicem,
valla içmicem!" diye haykırmaya başladı. Bu kadar metaya biraz fizik müdahale zamanı gelmişti.
Cesur ve otoriter bir üfleyişte mumu söndürdüm, deli deli bakan göz fotoğrafını ters çevirdim, evin ışıklarını yaktım, Işık'ın da kulaklıklarını alıp kendi kulaklarıma takmamla...ödüm koptu. Cinayet filmlerinin gerilim müziği eşliğinde korkunç bir ses:"...Şimdi o çakmağı çaaak, o sigarayı yaaak, yıllardır ciğerlerini kavuran o sinsi dumanı içine çek, derin derin çek, bir daha, bir daha çek, dibine kadar çek, genzin yanacak, için tutuşacak, bu sigara senin son sigaran olacak!" diye müjdelerken, "o mum ateşinden gözünü ayırma, gözlerin kapanıyor, ağırlaşıyorsun, dilin acılaştı, gırtlağın sıkışıyor, artık yalnız temiz havayı soluyabilirsin, o sıkışmış gırtlağından iğrenç nikotin dumanı geçemez artık! Her sigara istediğinde gırtlağın sıkışacak!" tehdidini savuruyordu.
Kulaklıkları fırlattım, arkadaşıma hayatta başarılar dileyip, en yakın kahveye attım kendimi. Ellerim titreyerek bir sigara yaktım hemen. Şimdi beklemedeyim. Eğer Işık sigarayı bırakabilirse; tıknefes Türk büyüklerine yönelik bir hipnoz kaseti doldurmayı düşünüyorum. Belki siyaset tiryakiliğinden vazgeçerler...