Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Hoşça kal maskesiz süvari…

Radikal · 28 Kasım 2001

Obir arenada, boğadan yana bile olmayan adamdı. Kalabalıkların ortasında tek başına dik ve tarafsız, yalnızlığın 'oyun'caklarını yazardı kendisine. Yangın yerlerinde, ancak kuşkonmaz yetiştiğini bilirdi, ama o, anız topraklarında orkideler hayal etmişti. Güneydoğu yollarında bir 'Kamyon'du. Uzayda, Vladimir Komarov. Güne cam kırıklarından bakan adamdı, bir kadın istasyonunda tren beklemeyen, zaten yolcu da olmayan erkek. Cumhuriyet gazetesindeki 'Penaltı Köşesi'nden, çellosunda bir eli, bir eli nuhu nebiden kalma daktilo makinesinde, hem kalenin, hem golcünün anlamsızlığını kanıtladı seyircilere. Ölümün penaltısı en anlamsızıydı. Ama en karşı durulmazı. Zaten topu tutmaya çalışmadı. Sessizce çıkıp gitti. Kaleden. Sahneden.

İçim yanıyor. Memet Baydur, olmak isteyip de olamadığım bilge, adamlık idealimdi benim. Ama o bir dip dalgaydı. Sakin denizlerin derinliklerindeki bir yanardağın ağzında yaşadı. Kısacık ömrüne onlarca yaşam sığdırdı. Beynine, tüm dünya kültürünü. Bilmediği, duymadığı, okumadığı, görmediği hiçbir eser yoktu Memet'in. Kafası dev bir kitaplık; belleği sinema, kulakları caz tarihiydi. Ve Memet tiyatroydu, tiyatro da Memet.

Aynı yıl, aynı kentte doğmuştuk. Ama İspanya'da buluştuk, ilk kez. Sonra Paris. İstanbul, Marsilya, Washington... Dünyanın bir ucundan ötekine gide gele, hiç ayrılmadık. Memet, Sina, Yunus neredelerse, orada evim vardı. Benim evlerim de, onların.

Başlangıçta 'Limon'du Memet. Ve kendisiyle yaptığım ilk röportajda: "İlk oyunum 'Limon',

benim için 'Mikado'nun Çöpleri'nin oynandığı apartman dairesinin alt katında geçer. Benim kafamda aynı gece, aynı kar yağmaktadır, üst kattaki sahnede Melih Cevdet Anday'ın oyunu, görünmeyen alt sahnede ise 'Limon' sergilenir. 'Limon'u seyreden gerek yazar, gerek eleştirmenler

'Mikado'nun Çöpleri'nden etkilendiğimi hiç anlamadılar, teğet bile geçmediler buna. Başka etkiler, başka saplantılar arandı..." diyor ve bilge geçinen bilgisizlerle alay ediyordu ince ince. Ve ekliyordu:

"Cumhuriyet Kızı'na yöneltilen eleştiriler arasında, fazla geniş bir hayal gücüne sahipliğim de vardı. Bir kurmaca yazarının, 'fiction' ile uğraşan birinin, geniş hayal gücüyle suçlanmasını çok hoş buldum! Bu gülünç eleştiriden ayrı bir oyun çıkarabilmeyi umuyorum..."

'Kadın İstasyonu'nu, Haydarpaşa Garı'nı düşünerek yazmıştı Memet. Ve oyunu Marsilya'daki Toursky Tiyatrosu'nda sahneye koyup Fransızlara oynattığında ilk işi, tiyatronun genel müdürü Richard Martin'den Ermeni bir dekoratörü adını vererek istemek olmuştu. Oysa Ermeni dekorcu, Türk düşmanıydı. Memet ne dedi, ne yaptıysa Marsilya'ya vardığımda Memet'i bırakıp bana, beni bırakıp Memet'e sarılan, 'İstanbul,

İstanbul...' diye ağlayan bir yaşlı adam buldum karşımda. Muhteşem bir Haydarpaşa dekoru yapmıştı oyuna. Memo göz kırptı: "Yalnız o anlayabilirdi ne hayal ettiğimi..." Oyun, başarının ötesinde bir zaferdi!

Memet Baydur, evrensel çapta bir tiyatro yazarıydı. Tiyatro insanları, onu anladılar. Hem evrensel, hem Türk olmak kolay değildir. Memet Baydur, dünyada bu zorluğun kavgasını verdi. Ama Türkiye'nin vasatlığına yenildi. Türk devleti, Memet Baydur'ları hiç hak etmedi, etmiyor, etmeyecek. Bir güzel insan, yönetmen Güneş Buharalı, TRT'ye ve Türkiye'ye

Abidin Dino ile Melih Cevdet Anday'ı bir araya getiren TEK belgeseli kazandırdığında, Memet Baydur'la benim dostluğumu da benzeri bir belgesel konusu yapmak istemişti. Memet'in isteği doğrultusunda Gülhane Parkı'nda ve henüz kebapçıya dönüştürülmeyen Kızkulesi'nde yapıldı çekimler. Ne söylediysek, ne konuştuysak, TRT filmi göstermemekle kalmadı, büyük ihtimalle yok etti. Ve bugün Memet Baydur'u yitiren Türkiye'nin, bu büyük yazarla ilgili TEK bir film karesi yok. Ve Memet Baydur'a, Aşiyan Mezarlığı'nda bile yer bulunamadı. Yuh olsun kültürsüzlüğüyle, bakanlığıyla ben Türkiye'yim diyenlere.

Alkışlarla Memet Baydur, alkışlarla. Alkışlarla uğurlayın onu bugün dostlar, alkışlarımızla.