Tıraş basın babalığı
Milliyet · 9 Aralık 2001
Sizler içerde, "Ne olacak şu bizim memleketin hali?" diye düşünedurun sevgili okurlar, bendeniz Paris'te "tamamen duygusal" nedenlerle aradığım "Ne olacak şu bizim basının hali?" sorusunun yanıtını tesadüfen buldum. Tesadüf dediysem, kallavi bir raslantı sayılır: Fransız basın tarihini okudum. Bir de ne göreyim? Meğer Türkiye, Anayasa'sına dil bütünlüğü, devlet bölünmezliği, laik cumhuriyet gibi temel ilkeleri esinleyen Fransa'nın basınını da örnek almış ve çizgisini benimsemiş ama... Bir yüzyıl geriden izlermiş. "Trash" basın bu ülkede 19. yüzyılda icat edilmiş, yalnızca yazılı kullanılmış, suyu çekilmiş ve kârlılığı bitmiş; Türkiye ise 21. yüzyıla hem görsel, hem yazılı basında "trash"la girmiş. Çünkü Fransız okuru 1881'den öteye tıraştan sıkılmış, Türk okur ve seyircisi ise 2001 yılında inat ve ısrarla tıraş istiyor. Bu tıraş, bildiğimiz tıraş değil tabii. Sözlüklerde "trash" diye arayın, gazetelerin üçüncü sayfalarına ya da Reha Muhtar'a bakın, ne olduğunu anlarsınız.
Fransa'yı örnek vermemin nedeni, bu ülkede "lahana yaprağı" diye anılan ilk haber bültenlerinin 1488'den öteye basılıp dağıtılması, gazeteye gazete adını veren ilk gerçek gazetenin ise "La Gazette de France" başlığıyla 1631 yılında yayınlanması. 1881 yılında her 1000 Fransızdan 73'ü gazete satın alıyordu, 1914 yılında ise 244 gazete ile dünyanın en çok gazete okunan ülkesiydi Fransa. Bugün ise 1000 kişiden yalnızca 145'i günlük gazete alıyor ama dünya yazılı basın birinciliğini yine kaptırmadılar, çünkü dergilerin satışı günlük gazeteleri üçe katlıyor. 2001 yılında Fransa'da dergi ve gazete olarak 3000 başlık yayımlanıyor. Televizyon, "trash"çı günlük gazeteleri tıraş etti. Çünkü daha iyi "trash" yapıyor. Artık ciddi gazeteler en çok satıyor. Tıraşçılar can çekişiyor. Örneğin Le Monde'un günlük tirajı ortalama 400 bin, tıraşçı France Soir'in ise 45 bin.
Oysa bizim basının 1990 yılları ortasında kırdığı milyon tirajlık rekorları, aynı "trash" anlayışıyla 19. yüzyılın sonunda kırdı Fransız basını. Zaten "trash" basının babası bir Fransızdı. Seks, tecavüz ve cinayet haberleriyle birinci sayfaya kan ve "Küçük Gazete" Le Petit Journal'i 1870 yılında 900 bin günlük tiraja taşıyan Polydore Millaud. Hem de "promosyon"suz. Tencere, tava dağıtmadan.
1813 yılında küçük esnaf bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Millaud, iş hayatına "özel ulak" olarak atıldı. Kah evrak, kah kitap, dergi, katalog dağıttı. Dehasını Nantes kentinde yayınladığı ilk gazetesi, haftalık ticaret haber bülteni "Le Lutin"de ölüm ilanlarına bedava yer vererek gösterdi. Millaud, yerel halkın pek tuttuğu bu ölüm ilanlarını bedava yayınlamakla kalmıyor, ölmesin diye kendisini tedavi eden doktor adlarını da mevtanın yanına koyuyordu. Kent hekimleri, çareyi aralarında para toplayıp, Millaud'nun gazetesini fahiş fiyata satın almakta buldular ve kendisinden gazetecilik dehasını başka kentlerde göstermesini rica ettiler.
Cebinde taze sermayesi, Paris'e kapağı atan Millaud, reklam geliriyle dönen ve bedava dağıtılan Le Glaneur (Avare) gazetesini kurdu. Haber diye öteki gazetelerde ne varsa kesip biçip yayınlıyordu. Vergi ödememek için, düzenli aralıklarla adını değiştiriyordu gazetenin. Ama 1838 yılında, bir de banka kuracak kadar parası olmuştu. Bankayı desteklemek için "Pazarlık" diye bir ekonomi gazetesi çıkardı. Üçüncü gazetesi "Celse" adını taşıyordu ve birçok gazete alıp satarak, 1863 yılında amiral gemisine kavuştu: Le Petit Journal, Küçük Gazete. Basında, "Saçmalığın bir hak olduğunu savunuyorum," diye böbürlenen Millaud, tam bir yüzyıl sonra Orson Welles'in "Yurttaş Kane" filmine ilham kaynağı olacak basın imparatoru Randolphe Hearst'ün ecdadı ve Hearst'ün ilkesi "Gerçeğin güzel bir haberi mahvetmesine izin vermeyen" tür gazeteciliğin öncüsüydü. Gazetelerinde tıka basa asparagas haber ama heyecan vardı. Ne var ki Millaud heyecan arayışı içinde, bir yüzyıl sonraki "araştırmacı" gazeteciliğin de temelini attığının farkında değildi!
Le Petit Journal, 1869 yılında onlarca muhabirini taşrada yedi kişilik bir aileyi öldürüp kayıplara karışan 17 yaşındaki bir katili polisten önce bulmakla görevlendirdi. Katil bulundu ve itiraflarının yalnızca bu gazetede yayınlanması koşuluyla polise teslim edildi. Mahkeme sürecini de kapsayan altı ay boyunca, Le Petit Journal'in tirajı yüzyılın dünya rekoruydu. Gazete patronu Millaud, altın yumurtlayan tavuğunu kendi eliyle cellata teslim etti: En tuttuğu muhabirlerden birini, katil Tropmann'ın kellesini giyotinle uçuran celladın çıraklığına tayin ettirmişti! Ertesi gün, infazı bire bir izleyen Le Petit Journal, 900 bin sattı. Takvim 19 Ocak 1870'i gösteriyordu.
"Trash" basının babası öldüğünde ise, 12 Ekim 1871'i. Millaud, fetiş canisini öteki dünyada da izlemekte gecikmemişti.
