Ayşe’nin tatili
Radikal · 14 Aralık 2001
Her işin yarım yamalak yapılmakla kalmayıp, her haberin de yarım yamalak verildiği ülkemiz medyaları sayesinde, KKTC'li tarih öğretmeni Nilgün Orhon'un bir köşe yazısı dolayısıyla şehit babasının kemiklerini sızlattığını, 'vatan hainliği' yaparak Kıbrıs'ta YENİ bir krize yol açtığını falan öğrendik de; nedense tam olarak NE yazdığını, NASIL bir hainlik yaptığını bilemedik. Çünkü basınımız, makaleyi yayımlayan Avrupa gazetesini ve Nilgün Orhon'u ihanet ve nankörlükle suçlamakta hiçbir beis görmedi, ama nedense 'kanıtı', yani yazıyı da göstermedi kamuoyuna. Gazetelerden ve televizyonlardan izlediğimiz kadarıyla, Nilgün Orhon; 1974 yılında 'Ayşe tatile çıktı' parolasıyla Kıbrıs'a çıkan TSK'yı kastederek, 'Ayşe artık işbaşı yapsın' diye yazmış, vay sen misin Türk askerine ne kadar tatil yapacağını öğreten! Başına gelmedik kalmamış tabii. Hemen soruşturma açılmış hakkında, derhal yarı maaşla açığa alınmış, ancak... Suç aleti makaleyi yayımlamayan basından öğrendiğimize göre, Nilgün Orhon, TSK'nın Kıbrıs tatilinin biraz uzun sürdüğünü düşünen tek Kıbrıslı değil. Zaten tek Türk de değil.
İlk Kıbrıs şehidi Ecvet Yusuf'un kızı Nilgün Orhon, 'Ayşe artık işbaşı yapsın' demekle nasıl bir ihanet işliyorsa, bendeniz sülalesi asker Kırıkkanat'ın kızı da aynı ihanetin içine, hem de balıklama dalıyor, canı gönülden aynı suçu işliyor ve müthiş tümceyi tekrarlıyorum: Evet baylar bayanlar, siviller ve subaylar, Ayşe artık işbaşı yapsın!
Türk askerinin Kıbrıs'ta 27 yıldır süren
'tatili', dünyanın en pahalı tatilidir!
Söz konusu tatilin maliyetini de tüm Türkiye ödemiştir, ödemektedir 27 yıldır. Bu sözler, ne vatana ihanettir, ne TSK'ya hakaret. Tam tersine. Milli bir israfı önlemek ve TSK'yı da bir 'saygınlık erozyonundan' korumak amacını gütmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizin en düzgün işleyen, en güçlü ve en saygın kurumudur. Hatta dünyanın en güçlü ordularından biridir. Kıbrıs nire ki? Bugün geri çekilir, yarın ihtiyaç olursa yine gider, yine gereğini yapar. Hem de birkaç saat içinde.
Eğer Türk ordusu birlikleri, KKTC'de 27 yıldır bugünkü yapılanmasıyla konuşlandırılmasaydı, akıllı ve akılcı bir taktikle, sıcak krizler söz konusu olduğunda,
tıpkı Irak'a girip çıktığı gibi, gelip gitmekle yetinseydi Kıbrıs'a:
1. İki değil, iki yüz yeni çıkarma ya da operasyon yapılsa, bu 27 yıllık 'tatil' Türkiye'ye daha hesaplı gelir, milli bütçeye böylesine pahalıya oturmazdı.
2. Kıbrıs Türklerinin, Türk askerinin konuşlandırılmadığı bir KKTC'de Rumlardan gelebilecek herhangi bir tehlike ya da tacize maruz kalıp kalmayacaklarını, hep beraber görürdük! Eğer kalırlarsa, bizim asker yine imdatlarına yetişir ve TSK, 27 yıl süren bir misafirlikten sonra ada halkının kaçınılmaz bir 'yetti gayrı' tepkisiyle karşılaşmazdı.
3. KKTC'de sürekli konuşlandırılmayan bir
ordu, Rumlar tarafından dünya kamuoyuna
'işgalci' diye sunulamaz, böylece AB'nin eline BAŞLICA koz verilmezdi!
Sonuç olarak sevgili okurlar, zararın neresinden dönülse kârdır hesabı, Ayşe'nin artık tatilden dönmesinde sayısız yarar var. Hem de son görüşmeler arifesinde, bir iyi niyet belirtisi olarak kullanılacak sınırsız yarar! Artık hiçbir milli çıkara hizmet etmediği gibi, Türkiye'ye büyük zararı dokunan bir inadı ve yanlış bir hesabı 'milli dava' diye yutturan zekâsızlar
için tekrar ediyorum: TSK'nın KKTC'den çekilmesi, Kıbrıs'ı Rumlara ya da AB'ye bırakıp çekilmek değildir. Gerektiğinde geri döner ve gerekeni yapar TSK!
Zaten iyi düşünecek olursak, büyük otellere kurulan karargâhlar, özel lokantalar ve özel mağazalarda süren askeri konuşlanma, KKTC'yi ister istemez 'askeri' bir tatil beldesine dönüştürmüş olup; 27 yıllık bir tatil, ne askerce ne de sivil bir zaferdir. Tam tersine, zafere en büyük engeldir. Çünkü gerçek zafer, hepimizin bildiği gibi, ÇÖZÜM demektir. Sorunun üstüne yan gelip, silah zoruyla yatmak değil.