Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Şeytanın kulları

Radikal · 15 Aralık 2001

Mine G. Kırıkkanat

Celine'in asıl adı Louis Ferdinand Destouches ve doktor olup, parayı hiçe sayarak kendisini yoksulları tedavi etmeye adamıştı ve 20. Yüzyılın en büyük yazarlarından biriydi. Öylesine özgün bir üslup devrimi yaptı ki düşün ve edebiyat alanında, öldüğü 1961 yılından öteye Celine çapında ve onun kadar ilginç bir yazar daha yetişmedi. Ancak, birçok dile çevrilen eserlerine rağmen, dünya kamuoyu kucaklamadı, bağrına basmadı onu. Çünkü Celine, açık bir antisemit, yani Yahudi düşmanıydı. Aynı keskinlikte de bir Nazizm hayranı. İşte bu yüzden sevilmedi Celine. Ama kimse, hâlâ ve Yahudi entelijensiyası bile Celine'in dehasını elinin tersiyle itemez, hem kızılır, hem hayranlık duyulur bu tuhaf yazın adamına. 'Krediyle Ölüm' ve 'Gecenin Sonuna Yolculuk', en vurucu iki eseridir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve Paris Alman işgali altındayken, Nazizm yanlısı Celine ile komünist yazar ve Fransız direnişçisi Roger Vailland, Monmartre semtinde aynı apartmanda oturuyorlardı. Tabii ki selamlaşmıyorlardı, tabii ki ölesiye düşmandılar birbirlerine ve zaten Roger Vailland, makale yazdığı komünist L'Humanite gazetesinde hiçbir fırsatı kaçırmıyordu Celine'i yerden yere vurmak için.

Savaşın sonuna doğru, gizlice Fransız topraklarına indirilen İngiliz paraşütçüler ile Fransız direnişçileri, Alman işgalcilere karşı ortak operasyonlar düzenlemeye başlamışlardı. Bir gece yarısı, dördüncü kattaki dairenin kapısı çalındı, Celine açtı; karşısında can düşmanı ve komşusu Roger Vailland duruyordu.

Komünist yazar: 'Dr. Destouches...' dedi, 'Size ihtiyaç var!'

Celine'in bıçak sırtı gibi yüzünde ne bir kas oynadı, ne bir söz çıktı ağzından. Doktor çantasını aldı ve Roger Vailland'ın peşinden ikinci kata indi. Fransız direnişçisi Vailland'ın yatağında yaralı bir İngiliz paraşütçü yatıyordu. Celine, İngiliz'in vücuduna saplanan iki kurşunu çıkardı, yaralarını sardı ve her şeyin yolunda gittiğine emin olana kadar başında bekledi. Sonra çantasını aldı ve tam kapıdan çıkarken, peşinden gelen Roger Vailland'ın, gözlerinde 'Acaba ihbar eder mi?' kuşkusuyla, bir şeyler söylemek istediğini, söylemeyediğini fark etti.

'Siz Dr. Destouches'u çağırdınız Mösyö,' dedi Celine. 'Hiçbir sorun yok!'

Zaten ne Dr. Destouches muhbirdi, ne de Celine. İnancı ve düşüncesi ne olursa olsun, savunmak için KİMSEYE ve desteğe ve dayanağa ihtiyacı yoktu onun ve onun çapındaki insanların!

Önceki gün, kuşkusuz sizin gibi ben de, Usame bin Ladin'in 11 Eylül suikastlarının bir numaralı sorumlusu olduğunu açıkça kanıtlayan ünlü kasedi, dünya televizyonlarından birkaç dilde izledim. Ne kadar çok ALLAH, diyordu değil mi Bin Ladin ve konuğu Suudi şeyhi? Her tümceye Allah'la başlıyor, Allah'la bitiriyorlar, ha bire de bire, Allah'a şükredip duruyorlardı. Oysa konuşan iki katildi, hem de 'serial killer' türünden ve şükrettikleri 'iyilik', binlerce insanın 'başarıyla' katliydi! Başka bir deyişle, sanki sanal bir oyundan söz ediyormuşcasına soğukkanlı ve keyifli ve hatta keh keh gülerek, Allah'a binlerce insanın kasabı olmalarını nasip ettiği için şükrediyorlardı aslında. Bir ara, Twin Towers'ın yıkılışını, radyodan 'İyi yürekli Doktor Ebu el Hayr' ile izlediklerini söylüyor Bin Ladin, kasette. İşte bu doktor, Celine değildir, sevgili okurlar.

Bırakın insan canı kurtarmak, insan öldürmek, insanları öldürecek insanları ölüme göndermek için Allah'ın onayına, yardımına ve işbirliğine ihtiyacı var Bin Ladin gibilerinin. Tek başlarına yoklar çünkü! Allah'sız, hiçbir şey değil onlar. Sırtlarını ve inançlarını ve eylemlerini, mutlaka Allah'a mal etmeye muhtaçlar. Bu mantık, şöyle bir mantık: Eğer kötü bir şey yapıyor olsalardı, Allah müsaade etmeyeceği için zaten yapamazlardı. Yapabildiklerine göre, Allah'ın izniyle yaptılar.

İmana dayalı böyle bir vahşetin, insanlık tarihinde yalnızca tek örneği var: Engizisyon.

Hıristiyanlığın bu karanlık sürecinde, Papalar ve papazlar da tıpkı Bin Ladin ve şürekâsı gibi Tanrı'ya sırtlarını dayadıklarını farz ederek öldürdüler insanları. Ve Engizisyon, Hıristiyan toplumlarda din hegemonyasının sonu oldu.

Aynı vahşeti, altı yüzyıl gecikmeli yaşıyor İslamiyet. Sorarım size, bir katliamı zevkle anlatan Bin Ladin'i dinleyen dünya halkları, hangi dinden olurlarsa olsunlar, bu canilerin dilinden düşmeyen Allah'ın nasıl bir Allah olduğunu sorgulamaz mı? Ya da nereye kadar sorgulamaz, nereye kadar susar? Bu mücrimlerin tarif ettikleri varlık, Allah değil, şeytan çünkü!

Allah diye şeytana tapıyor bunlar!

Bin Ladin ve 'kardeşleri', İslamiyet'teki Engizisyon'un ipini çekiyorlar aslında.