Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2001

Kleptokrasi

Radikal · 22 Aralık 2001

36milyon nüfuslu Arjantin halkının

14 milyonu, günde 4 doların altında, bunların arasından 6 milyon 800 bini ise günde 2 dolardan az bir parayla yaşamaya çalışıyordu, sevgili okurlar. Oysa Arjantin Parlamentosu'nda, hem senato var, hem ulusal meclis. Daha doğrusu vardı, yarına kalırlar mı, kalmazlar mı, belli değil.

Ülkede, asgari ücret 250 pesos ve zaten işsizlik yüzde 18'e ulaşmışken, bir senatörün maaşı tam 10 bin 627 pesos olup, her senatöre ve her ay bu maaştan gayrı, yanında görevli ve çoğu zaman akrabalarından oluşan 11 kişilik 'iş' ekibine, istediği oranda ve biçimde dağıtılmak üzere tam 31 bin peso'luk bir 'temsil marsafı' da ödeniyordu. Aynen bizde olduğu gibi bedava uçak biletleri, bedava sağlık ve lojman hizmetleri, yolculuk harcırahları vb. de bunların dışındaydı.

257 milletvekilli ulusal meclise gelince: Her birinin maaşı 7 bin 700 pesos ve istedikleri sayıda istihdam ettikleri yardımcılarına istedikleri gibi dağıtmak üzere, 6 bin 600 pesos 'temsil masrafı' veriliyordu. Aynen senatörlerde olduğu gibi, her türlü bedava hizmet ve harcırahlar da cabası. Biliyorsunuz Arjantin'de, batık ekonomi dibe vuruncaya değin, bir peso bir dolara eşitti. Bu demektir ki Arjantin'de bir senatör, yalnız maaşı göz önüne alındığında asgari ücretin 42 katını, bir milletvekili ise 30.8 katını kazanıyordu. Bizde senato yok. 550 milletvekilimizin her biri, TC'deki asgari ücreti bir Arjantin senatörü oranında katlayarak cebe atıyor.

Arjantin'deki nüfusun onda biri, yani 3.6 milyon insan ülkedeki 'ayrıcalıklı' sınıfı oluşturuyor. Ve parlamenterler, bu sınıfa dahil. 9 Ağustos'ta alınan ve tabii hiçbir işe yaramayan tasarruf tedbirleri, senatörlerin maaşlarını yüzde 13 oranında indirirken, milletvekili maaşlarına dokunmadı ama... Devlet, memur ve işçi gelirlerinin önce yüzde 25'ini, ardından yüzde 50'sini tırpanladı, sonunda hiç ödeyemez oldu. Arjantin bankalarında da zaten, yalnızca halkın paraları vardı, onları da iç etti mi size?

Ekonomisi sağlam, devletin altyapısı tamam, adam gibi adamların politika yaptığı ülkeler için demokrasi, elbette ki en iyi, en insancıl rejim. Ama demokrasi, Arjantin, Türkiye ve daha pek çok Üçüncü Dünya ülkesinde, nedense 'kleptokrasi'ye dönüşüyor ve devlet suyunun başını tutanlar, milleti temsil etmek için seçilenler, ellerinin değdiğini, gözlerinin kestiğini araklıyor da araklıyor.

Arjantin'de 3.6 milyon kişi, hep birlikte

'kleptoman' doğmadı herhalde. Bunca yaygın hırsızlık hastalığı, genetik olamaz. Demek ki Üçüncü Dünya ülkelerinde demokrasiyi

kleptokrasi anlayan bir kafa yapısı, demokrattan kleptokrat üreten bir bozukluk var.

Başka nasıl açıklanabilir, milleti temsil etmek, gözetmek ve daha iyi yaşatmak için çalışsınlar diye seçilen parlamenterlerin, halkın yarıya yakını açlıktan sürünürken, asgari ücretin 40 katını, 30 katını hayasızca hortumlamaları? Böyle bir gelir bolluğu ve orantısızlığın rahatsız etmediği politikacılar, bir ülkede neyi, hangi sosyal eşitsizliği dert edinir, hangi ekonomiyi doğrultabilir ki?

İşte Arjantin de, koltuklarında kıç büyüten ve hiçbir yaraya merhem olmayan, asalak parlamentosuna çuvallar dolusu maaş ödemeye devam ederek, yolsuzluk ve yolsuzluklarla mücadele, sosyal eşitsizliği ayrıcalıkları tırpanlayarak gidermek yerine, ekonomiye 1990'lı yıllarda geçici ve yapay bir iyilik sağlayan Domingo Cavallo'ya sarıldı

'kurtarıcı' diye. IMF'nin yaratığı, Harvard diplomalı, iktisat profesörü Cavallo; Carlos Menem iktidarı sırasında pesoyu dolara eşitleyerek ülkeyi hiperenflasyondan kurtarmış, devletin elinde özelleştirilecek ne varsa özelleştirmiş, Arjantin yeniden refah hayalleri kurmaya başlamış, 'ekonomik mucize' olarak gösterilmişti IMF tarafından, dünyaya. Ancak bu süre içinde, başta IMF, ülkeyi yönetenler ve ayrıcalıklı sınıf ve dünya, orta sınıfın gecekondulara göçtüğünü, işsizliğin yüzde 18'lere tırmandığını ve Buenos Aires'teki yaşam pahalılığının New York'a eşitlendiğini görmezden gelmişti.

1994'ten itibaren iyileştiği sanılan ekonominin soluğu yeniden kesildi ve önce Cavallo, sonra Menem düştüler iktidardan. 1999'da cumhurbaşkanı seçilen çapsız Fernando De La Rua da yekeyi düzeltemeyince, yine Cavallo'ya sarıldı 'kurtarıcı' diye.

Süper ekonomi bakanı, yalnızca sekiz ay içinde 'kurtarıcı'lıktan, 'mezarcı'lığa geçti ve Arjantin'i gömdü. Bugün, ülkeyi kurtarmaya soyunanlar arasında eski Peronistler, hatta bir ay öncesine kadar göz hapsinde tutulan 'hortumcu' Carlos Menem bile var. Yani 1950'li yıllardan beri Arjantin'i batıran herkes, kurtarmaya aday. Oysa hiçbiri, iktidarda kaldıkları sürece kleptokrasiyi demokrasiye çevirememiş ve ayrıcalıklı sınıfın hayasız ve haksız

kazancına ilişememişti.

Size başka bir ülkeyi anımsatmıyor mu bu durum?