Biz okumaz yazarlar
Radikal · 23 Aralık 2001
1930'lu yıllarda Türkiye, Atatürk'ün Türkiye'siydi. Bugünküne hem benziyor, hem benzemiyordu. Türk basını da öyle. Günümüz basınıyla akrabalığı, hem ÇOK yakın, hem çok uzaktı. Daha doğrusu tabanda yakın, tavanda uzak...
Üç gazeteci arkadaş, Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü Esmer ve Mehmet Asım Us 'Vakit' adlı bir gazete çıkarıyorlardı. Daha doğrusu gazeteyi bu üçlü yaratmıştı da, Mehmet Asım Us, kardeşleri Hakkı Tarık ve Hasan Rasim'le birlikte yönetiyordu.
1933 ya da 34 yılı olmalı, çünkü anlatıcı tam tarih veremedi, soğuk bir kış sabahı, mürekkebi henüz kurumamış Vakit gazetesini her gün yeniden doğurur gibi heyecanla açan Us kardeşlerin gözleri yuvalarından uğradı, yürekleri ağızlarına geldi. Gazeteyi açmalarına bile gerek kalmamıştı, 'felaket' birinci sayfada iri bir haber başlığıydı: MAZİ HAZRETLERİ YALOVA'DA...
Haber, Atatürk'ün Yalova'ya gelişiyle ilgili haberdi. Ve Vakit gazetesi olayı, 'Gazi Yalova'da' yerine 'Mazi Yalova'da...' diye duyuruyordu.
Varın düşünün, zavallı Us kardeşlerin halini. Atatürk, kimse gibi değildi, Ecevit gibi hiç değil! Kocayınca köpeklere maskara olmadı. Aklı gelip gitmedi. Ozonlanmadı ve oksijenlenmedi. Çünkü kocamadı. Son soluğuna dek, ısırmak için yürek isterdi Atatürk'ü ve kimse ısıramadı. Kim bilir nerelere çekilir, nasıl yorumlanır, NEYE mal olurdu, 'Gazi Hazretlerine', 'Mazi Hazretleri' demek...
Us kardeşlerden ikisi Kuzguncuk, biri Çengelköy'den koşup buluştular, sabahın köründe Yalova'ya yollandılar. Amaçları, Gazi geç saatlere kadar uyurdu ya, gazete eline geçmeden huzuruna çıkmak ve özür dilemekti.
Menzile kan ter içinde vardılar. Üç felaketzedeyi, Salih Bozok karşıladı tabii. Atatürk yeni uyanmıştı. Amman gazetelere bakmadan, dertlerini anlatmalıydılar. Salih Bozok, telaş içinde debelenen Us kardeşlerin haline acıdı. Üç talihsiz, çok geçmeden huzura kabul edildiler ve dilleri döndüğünce özür dileyip, Gazi'nin 'Mazi'leşmesini,
'Musahhih gazeteyi okumamış da...' diye izah ettiler.
Atatürk dinledi, sonra ortanca kardeşe dönüp:
"İlahi Hakkı Tarık bey" dedi. "Bir gazete çıkar, musahhihleri bile okumaz... Nesine güceneyim ki?"
Bu tatlı öyküyü Alişan Dobra'dan dinledim, yazacağımı duyan Dobra: "Aman dedi, adları ve tarihi denetlemeyi unutma, yalan yanlış basılmasın!"
İlahi Alişan Dobra! Günümüz Türk basınında artık mürettip hatası yok, çünkü mürettip yok. Tashih hatası yok, çünkü musahhih de yok. Yazılar yalan yanlış basılmıyor, biz yalan yanlış yazıyoruz! Üstelik ve en
acısı... Yazmak için OKUMAK gerektiğini bile unuttuk.
Hiciv ustası Bekir Coşkun, dün Hürriyet'teki makalesine 'Size bir soru...' başlığı atmış ve üstelik: 'Bu yazıyı sonuna kadar dikkatle okumalısınız,' demiş, ben de kendisini pek severim, sözünü tuttum, dikkatle okudum. Bir de ne göreyim: Arjantin tarihini özetlerken, "1976'da yine darbe oldu. Eva Peron başa geçti. 'Bu bacınıza oy verecek misiniz?..' diye sordu. Arjantinliler, 'Vermez miyiz' diye zıpladılar. Eva bacı, entrikaları ve basiretsizliğiyle dillere destandı" saptamasıyla, zavallı Eva Peron'u ölümünden tam 24 yıl sonra Arjantin Cumhurbaşkanı ilan etmiş mi size? Salt Cumhurbaşkanı yapsa, yine iyi, bir de sıvamış mı entrikacı ve basiretsiz diye?
Anlaşılan Bekir Coşkun ustamız, Juan Domingo Peron'un ikinci karısı Maria Estela Martinez'i, birinci karısı Eva (Duarte) Peron'la karıştırmış. Eva Peron, 1952'de öldü. 1974'te Cumhurbaşkanı seçilen, Peron'un eski sekreteri Maria Estela Martinez, nam-ı diğer İsabel. 1976'da darbeyle düşürülen İsabel! Ve aslında... Sevgili Bekir Coşkun'a taş atacak en son insan bendeniz, çünkü geçen gün aynı hatayı yaptım! Tarih ve olayları doğru aktarırken, Eva Peron'un asıl adı diye, postmortem halefi, nam-ı diğer İsabel'inkini verdim, KİMSE fark etmedi, iyi mi?
Bekir Coşkun'un talihsizliği, benim gibi
yazarken 'biraz' savruksa da, okurken dikkatli bir hayranı olması!