Kadın kokusu,erkek korkusu
Radikal · 30 Aralık 2001
Fethi Benslama, adından anlaşılacağı üzere Arap kökenli bir psikanalist. Genelde tüm dinlerde, özelde İslamiyet'in sistem temelindeki 'bastırılmış' duygular ve doyumsuzluğun bilinçaltı travmaları üstüne çalışıyor. 'İslamiyet'te Erkeklik',
'İslamiyet'in Psikanaliz Sınavı' gibi pek çok kitabı var, halen Paris Uluslararası Üniversitesi Sosyal Bölüm yönetmeni ve klinik psikiyatri alanında sayısız makalesi yayımlanmış biri.
Türkiye dışındaki DÜŞÜNEN dünyada, İslamiyet üstüne tartışmalara geniş yer veren Le Monde gazetesi, geçenlerde 'İslamiyet ve Kadın' konusunda dört sayfalık bir araştırma yayımladı ve hepsi Müslüman kökenli pek çok uzman arasında, Fethi Benslama'nın görüşlerine de yer verdi. Bakın neler söylüyor, İslamiyet hakkında DÜŞÜNEN bir psikanalist:
"İslamiyet, kadın tanımında bazı özgün yorumlar dışında tektanrılı öteki dinlerdeki 'budama' yöntemini benimsemiş, kurallarda kendisinden önceki iki dini izlemiştir: Kadını iç hizmet ve doğurganlıkla sınırlamak, yetkinliğini baba ve koca olarak erkeğe itaate indirgemek. Bu değersizleştirmeye, bir de kadının imanına karşı konulan 'kuşku'yu eklemek gerekir. Bir hadiste: 'Kadınların us ve inançları eksiktir,' denmektedir. Psikanaliz bilimi, din sistemlerinin temelindeki baskıları irdeler. İslamiyet'te bu baskı ta başında kurulur: Kuran, Arapların ecdadı İsmail'in annesi Agar'dan söz etmez, oysa Eski Ahit'te yer alan tüm kadınları, İbrahim'in birinci karısı Sarah'a varıncaya kadar sıralar. Bence İslamiyet'in kadına dair simgesel temeli, işte bu eksikle atılır. Oysa İslamiyet'in başlangıcında bir kadın vardır: Peygamberin ilk eşi Hatice. Ve dinin öncüsü, çünkü Hz. Muhammed'in 'misyon'unu tanıyan, geçerli kılan, onun kendisine ilişkin kuşkularını gideren ve ona İLK inanan, odur. Yani İLK Müslüman, bir kadındır. Hatice yaşadığı sürece, peygamber TEK karılıdır, zaten. Ve Hz. Muhammed kadınlara, İslam öncesi Arap toplumunda var olmayan hakları, Hatice yaşarken tanır.
Hatice öldükten sonra İslamiyet'te başlayan sistem kurumlaşması ve devlet biçimlenmesi sırasında, kadını baskı altına ve erkeğin yetkisine alan önlemler çıkar ortaya. İşte bu noktada temel bir değişim gözlenir: İlk müminin (kadın) imanından, benim 'kadının dinsel sarmalı' olarak adlandırdığım, müthiş bir yadsımaya geçilir. Kadın örtülür, eve kapanır, sesi kısılır ve takılarının şıngırtısına kadar yasaklanır. İki kadının tanıklığına karşı bir erkeğin tanıklığı esası getirilir, vb. Kadınlar 'şeytanın sol bacağı' olup çıkarlar, erkek hâkimiyeti kurulur ve bu hâkimiyette baba, koca ve sahip kavramları birbirine karışır, 'erkek'te özdeşleşir. Bu düzen, günümüze kadar sürüp gelmiştir. Türkiye ve Tunus haricinde, hemen tüm Müslüman ülkelerde metinlerde en küçük bir değişiklik yapılmadan görece bir esneklikle uygulanmaktadır. Taliban, işte bu sistemi sonuna kadar, harfiyen uyguladı. Bin yıllık Budaların yok edilmesiyle aynı mantığı izledi, kadın konusundaki yaptırımları: Çünkü dişilikle gözün görüş alanı (visuel) arasında sıkı bir bağ vardır. Görüneni yok etmeye çalıştı Taliban. Tabii bu bir intihardı. Ama temelde, Suudi Arabistan'daki İslamiyet ile Taliban arasında öz farkı yoktur, uygulamada derece farkı vardır, o kadar. Bu eğilimler,
İslamiyet'in özünde, tarihsel koşulların izin verdiği ölçüde gerçekleşebilir olanaklar biçiminde mevcuttur.
Ben İslamiyet'te kadın korkusu ya da nefretten çok, kadına karşı bir 'erkek telaşı'nın varlığını görüyorum. Kadının üstünlük anlayışı ve cinsel doyumu erkeğinkinden farklı ve bu fark, erkeğin gerçeklik ve erkeklik algılamasını, kendine güvenini tehdit ediyor. Kısacası kadın, erkeğin zayıflığını ortaya çıkarmak yeteneğine sahip olduğundan, onu dinsel kurallar gibi Nietsche'nin 'saçmalığımız' dediği uyduruk önlemlerle, yetkinliğinin tartışılamayacağı bir düzen yaratmaya zorluyor. Geleneksel İslamiyetçilerde, tıpkı Yahudi ve Hıristiyanlarda olduğu gibi 'öteki'nin, yani kadının gövdesinden 'zevk'i silmek saplantısı var. Örneğin bekaret tabusu, kaynağını bu saplantıdan alıyor.
Ancak Hıristiyanlıkta ve Avrupa Yahudiliği'nde, baba, koca ve sahip kavramları, zaman içinde siyasal kurum tarafından ayrıştırıldı. Şimdi Müslüman din adamlarının yapacağı iş, temel metinlerde reform yaparak bu ayrımı sağlamak.
İslamiyet'te kadının erkeğe eşitlenmesi, ancak böyle mümkün olabilir."
Fethi Benslama'nın bu önerisi, tabii ki Türk İslamcıları tarafından tutulmaz, sevgili okurlar. Çünkü onlar, putları yıkan Kuran'ı, zamanla putlaştırdılar. Ve İslamiyet'e yekpare ve sabit bir abideye tapınır gibi iman ediyorlar.