Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Cehaletin aynaları

Radikal · 4 Ocak 2002

Türkiye'de yaklaşık iki yüzyıl önce başlayan ve aslında bir kültür savaşı olan okullular ile alaylılar arasındaki çatışma elbette bitmedi. Ama son 50 yılın tartışılmaz galipleri, ne okullu ne de alaylı, yalnızca cahiller. Zafer, tepeden tırnağa, zır cahilliğin. Niçin cehalet kazandı derseniz, çünkü bu ülkede artık okullardan bile ya alaylı çıkılıyor ya da cahil. Tabii hepsinden değil. Ama ezici çoğunluğun eğitim düzeyi içler acısı, eğitimcisi eğitilmeye muhtaç, kendisinde olmayan bilgiyi, özgür düşünceyi, nasıl versin ki sözüm ona öğrencisine? Türkiye'nin dört dörtlük eğitim kurumları, evrensel çap ve değerde yetişmiş milyonlarca insanı da var. Ancak ben burada ezilen bir azınlıktan değil, ezen bir çoğunluktan söz ediyorum. Eğer bu ülkede cehalet kazanmamış olsaydı zaferi, sorarım size bir Osman Durmuş mu olurdu Sağlık Bakanı? Bir Enis Öksüz ya da Koray Aydın bakan olabilir miydi? Ya da Bakanlar Kurulu'nun üçte ikisi, TBMM'nin dörtte üçü bu adamlardan mı oluşurdu? Türkiye'nin toplum tabanı cahil, dolayısıyla akılsız olmasa vekilleri kafa tokuşturarak selamlaşır mıydı? Ecevit Başbakan, Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı kalabilir miydi? İşçisinin, memurunun kafası çalışsa, döner döner bu sendika ağalarını mı seçerlerdi başlarına, vb.

Yarım yüzyıldır, 'En büyük sorun eğitimdir, kültürdür!' diye gırtlak parçalayan idealist aydınlarla alay edildi bu ülkede. Daha da kötüsü, bilgiye yatırım yapan açlığa mahkûm edildi, 'Bak karın bilgiyle doymuyor, okumakla adam olunmuyor!' görüşü egemen ve para, adamlığın ölçüsü kılındı. İdeal yoksunu kurnazlığa prim verildi, para kazanmak için her yol, başta hırsızlık olmak üzere mubah sayıldı. Sonuç: Hem devlet, hem toplum iflasa sürüklenmekle kalmayıp, geleceğimiz bile ipotek altına alındı.

Dünyada, nüfus sayımı için sokağa çıkma yasağı gereken tek demokrasi (!) Türkiye. Bari doğru dürüst sayabilselerdi. Ne gezer. Tepeden tırnağa üçkâğıtçılığa teslim, büyük çoğunluğu kolaycı ve sorumsuz bir nüfusu sayacak olanlar kim, saydıranlar kimler ki?

Aşağı yukarı 68 milyon olmuşuz anladığım kadarıyla. Avrupa Kıtası'na dahil edilen siyasal coğrafyada, son 67 yılda 58 milyon artarak, kişi başına 8.5 oranında çoğalan tek millet, Türkiye'de yaşıyor. Avrupa'ya,

Amerika'ya, hatta Avustralya ve Yeni Zelanda'ya ihraç ettiğimiz 'üretim fazlası' milyonlarca Türk de cabası.

Peki Türkiye'de, 68 milyon nüfus yaşıyor mu gerçekten? Eğer ortada bir rekor varsa, iş üretmeden çocuk üreten, iş üretenin hakkını da yiyen, daha doğuştan yoksunluğa ve yoksulluğa mahkûm, dolayısıyla insan gibi yaşayamadan ölümü bekleyen ve ölene kadar kendisi gibi birkaç talihsiz daha doğuracak olan, verimsiz tüketici çoğalması rekoru kırdığımız söylenebilir.

Eğer Türkiye'deki kültür çatışmasını cehalet değil de eğitim ve eğitime yatırım yapan devletliler kazansaydı; insanlar sevmeyecekleri, besleyemeyecekleri, giydiremeyecekleri, ısıtamayacakları, kısacası yaşatamayacakları sayıda çocuk yaparlar mıydı?

Eylemde ve söylemde güdük olduğu için ekonomisini de batıran bir devlet anlayışının iflasıdır bu.

Radikal'in manşetiydi dün: Babası tarafından sokağa atılan 15 yaşındaki Sefa Göbel'in, bir çay ocağında bulunan donmuş cesedi. Her ülkede gaddarlığa ve yoksulluğa kurban edilen çocuklar var. Benim Sefa Göbel'in hazin öyküsünde dikkatimi çeken yan, kendisine bir araba ya da çay ocağı köşesinde 'ölmek' izni veren kişilerden hiçbirinin, bir an bile devletin bu çocuğa sahip çıkabileceğini düşünüp, herhangi bir kuruma başvurmamış olması. TEK bir kişinin bile aklına gelmemiş, devletin polisinden, Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan, hatta özel bir vakıftan, dernekten Sefa için yardım istemek.

Kimsenin yardım beklemeyip, etmediği bir ülkede, devlet de bitmiştir, insanlık da. Ve bu düzenin adı, barbarlıktır.