Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Gazlar ve kazlar

Radikal · 5 Ocak 2002

Memeli hayvanlar dediğimiz, başta insan tüm canlılar, birer doğalgaz üreticisidirler. Özellikle kuru fasulye yediğimiz zamanlar doğalgaz üretimi rekor düzeye ulaşır ve düdüklü tencere sistemiyle dışarı atılmadığı takdirde, yüreğimiz sıkışır, soluk alamayız, patlamasak bile çatlayacak gibi oluruz, hayatımız kararır. Tehlikesini bildiğimiz

için bebeklerin gaz çıkarmasına çok dikkat ederiz. Pırt yapsınlar diye karınlarını, gak desinler diye sırtlarını sıvazlar, başarınca, sanki biz rahatlamış gibi 'oh' çekeriz. Hal böyleyken, nedense uygarlık, erişkin insan zarafetini bu gazı uluorta çıkarmamaya koşullamıştır. Oysa dünyanın en zarif kadını bile doğalgaz üreticisi olup, zaman zaman yellenmek ihtiyacındadır.

Bilimciler bilir, ama naçiz yazarınız yıllar önce bir radyo haberini dinlerken öğrenmişti: Meğer memelilerin ürettiği ile topraktan çıkan gaz 'metan' cinsinden akraba olup, ikisi de yanıcıymış. Öylesine trajikomik bir haberdi ki, bugün bile anımsıyorum. Bir Fransız çiftçisi saatlerce böğüren hasta ineği için gece yarısı veteriner çağırmak zorunda kalmış. Veteriner, karnı olağanüstü şiş ineği muayene ederken ışıklar kesilmiş. Ya veteriner ya da çiftçi tam bir çakmak çakıp önlerini görmeye çalıştığında inek osurmasın mı? Bir patlama, kombi patlaması yanında hiç kalır.

İnek ve veteriner yanarak ölmüş, ahırdan sıçrayan yangınla çiftlik kül olmuş, çiftçi ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Yaşadı mı, bilmiyorum.

Türkiye'nin büyük kentleri doğal gaza bağladığında, 'Eyvah!' diye naralanmıştım. Sanki ülkeme nükleer santral kurulmuş gibi öleyazdım korkudan. Doğalgaz ya da nükleer enerjiye karşı olduğumdan değil. Tam tersine, uygulamada çevre kirliliği açısından her iki enerji kaynağının da bulunanın en iyisi olduğunu kabul ediyordum. Tıpkı demokrasi gibi. Ancak, Türkiye'deki bırakın altyapı üstyapı, kafa yapısı gereği doğalgaz ve nükleer enerjinin saatli bile değil, saatsiz bombaya dönüşeceğini düşünüyordum.

Yıllar geçti, fikir değiştirmedim.

İstanbul'da bizim apartman da doğalgaza bağlandı, artık tüm dairelerin özel kombileri var ve her dönüşümde, acaba ev havaya uçmuş mudur, kuşkusu taşıyorum içimde.

Çünkü....

Paris'te yıllardır kombi kullanıyorum.

Her yıl, gaz abonmanı ve faturası haricinde, bir 'kombi bakım sigortası' ödemek zorunluluğum var. 100 dolar tutan sigorta, kira kontratının bir şartı. Yoksa evi vermiyorlar. 100 doları cebe indiren bakım şirketi, her yıl iki kez zorunlu temizlik ve denetim turu yapıyor. Kombi arızalandığında ise, arıza sayısı kadar hemen ve ek ücret almadan yetişmek zorunda. Eğer kombi patlar ve ev havaya uçarsa, hem Fransız gaz dağıtım şirketi, hem de bu bakım şirketinden hesap soruluyor çünkü.

Fransa çapında alınan bütün bu önlemlere rağmen her yıl bu ülkede, en az üç-beş ev havaya uçuyor. Üstelik, bir apartmanda tek bir dairenin ihmali, tüm apartmanla kalmayıp

birkaç bloku birden göçürüyor. Şimdi

anladınız mı niçin İstanbul'daki kombiden korktuğumu? Benim 'sorumlu' yurttaş olup bakım yaptırmam bir işe yaramıyor. Komşularımdan birinin aynı sorumluluğu göstermemesi, hepimizin sonu. Türkiye'deki kombiler henüz yeni. Eskidiklerinde neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz?

Doğalgaz, dünyada en ucuz enerji.

Tehlikesine karşın yaygınlığının nedeni bu.

Üst düzeyde önlem almaya çalışarak,

binlerce fabrika bile doğalgazla çalıştırılıyor, Avrupa'nın bir numaralı gaz ithalatçısı olan Fransa'da. Oysa Türkiye'de, gördüğüm kadarıyla doğalgaz kullanımına yönelik emniyet önlemleri değil, fiatlar uçmuş. Yani dünyada doğalgaz güvenliği yüksek, fiatlar düşük; Türkiye'de tam tersi. Asgari ücretin 1067 euro (yaklaşık 1000 dolar) olduğu Fransa'da, kombi abonmanı, aylık 9 euro (11 milyon TL). Doğalgazın metreküpü 0,36 duro (468 bin TL). Asgari ücretin 130 dolar olduğu Türkiye'de gaz satılmıyor, kaz yolunuyor. Oysa kazlar adam yerine konulsa ve her kente yerli malı bir Yellenme Fabrikası kurulsa, Türkiye'nin doğalgaz üretimi, Rusya'ya beş basardı.