Erotik intikam
Radikal · 16 Ocak 2002
'Üzülme geçer' demişlerdi, geçmemişti işte. 'İyileşmeyen aşk yarası yoktur!' diye teselli edilmişti, oysa onun yarası iyileşmemişti. Onun. Hem de onun! Hiçbir erkeğe eyvallahı yoktu, ötekine rastlayıncaya kadar. Bırakılacak kadın mıydı o? Güzelse güzeldi, gençse genç. Aynalara bakıyor, bakıyor, kendisinde hiçbir kusur bulamıyordu doğrusu. Ağzı, burnu, gözü, her şeyi mükemmeldi. Hele saçları... En çok kızıla çalan uzun kıvırcık saçlarıyla övünüyordu. Kimsede yoktu böylesi bir yele. Yalnız saçlarıyla bile, tepeden tırnağa dişiydi. Kaç erkek o saçlara burnunu gömüp, yalnızca kokusuyla uyumak için sürünmemiş miydi peşinde? Hiçbir erkek ilgisiz kalamazdı
çekimine. Ama işte öteki... Bir haftadan beri 'öteki' diye anıyordu, yüreğini dağlayan erkeği. 'Ah... Korkak, korkak!' diye bağırası geliyor, vücudu, içinde yankılanan kendi sesiyle sarsılıyordu.
'Bıktım!' demişti sadece: 'Bıktım!' Ne açıklamaya gayret etmişti ne de gönlünü almaya. Zaten tek sözcüklü ayrılık mesajının en inandırıcı yanı da bu değil miydi? Hiçbir çaba göstermeyecek kadar bıkmıştı, açıktı. 'Bıktım' sözcüğünü ciddiyetle söylemiş olsa, bu denli ağır gelmeyecekti belki. Ama yüzündeki o hınzır gülücük, bir bıçak gibi saplanmıştı yüreğine. Başkasını seviyorum dese, tamamdı, anlayabilirdi. Kusurlarını saysa, beğenmediği yanlarını sıralasa, haydi neyse, yine çekerdi sineye. Bıkılan kadın olmayı, bir türlü sindirememişti içine. Onun gibi kadından bıkan erkeğe, erkek denmezdi! Aklından şimşek gibi bir düşünce geçti. Evet, böyle erkeğe erkek denmezdi...
Yakıcı bir kin dalgası yaladı, yaralı yüreğini. Ona nasıl ödeteceğini biliyordu artık, 'bıkılan kadın' olmayı. Alelacele giyindi, çantasını kapıp fırladı dışarı.
Sıkı soğuktu hava. Acaba nereden başlasaydı?
İntikamını sahneye koyacağı en uygun mekân hangisiydi? Bir kahve masası olabilirdi. Otobüs durağı? O da mümkündü. Tabii ilk durak, bir kırtasiyeciydi. Ancak aklına, dün gece eve dönerken son parasını taksiye verdiği geldi. Yakındaki bankamatiğe seğirtti ve para çekerken gülmeye başladı. Tamam, bulmuştu işte uygun mekânı: Bankamatik! Bir sürü bankamatik...
Kırtasiyeciden kalın, siyah sabit mürekkepli bir keçe kalem aldı, az önce para çektiği bankamatiğe koştu yine. Kimse yoktu çevrede. Keçe kalemi tutan eli terlemişti. Kaygan ıslaklığı mantosuna silerek işe koyuldu ve klavyenin yanındaki madeni satıha: 'GAY GE' ve bir cep numarası yazdı. GE tabii ki 'genç erkek' demekti. Cep numarası ise, kadından bıkan 'öteki'nin, o kendini bilmez 'maço'nun telefonuydu!
Birden, bankamatiğin evine çok yakın olduğu
geldi aklına, ilk kuşkulanılacak kişi elbette oydu, 'öteki' polise başvurursa. Yazdığını silmeye çalıştı terli elinin ayasıyla. Adı üstünde sabit mürekkep, çıkmadı tabii. Telaş içinde bir taksi çevirdi, oturduğu semtten oldukça uzak bir caddenin adını verdi. Az sonra 'eylem' alanındaydı.
Bir saat içerisinde, dört bankamatiğe aynı
mesajı yazmıştı.
Eve dönerken, kendi kendine gülüyordu. Yüreğini günlerdir burkan acı, biberli bir sevince dönüşmüştü. Hınzırca bir doyum kapladı içini, harika bir oyuncak bulan çocuk gibiydi. Olacakları hayal ederken, sahneyi yaşıyordu sanki. Telefon çalıyor,
'öteki' açıyor, 'Alo?' diyor ve karşısındaki boğuk erkek sesi: 'Tatlı çocuk... Mesajını aldım. Ben de senin gibi yalnızım. Müthiş cesursun! Umarım ilk arayan benim, bu gece var mısın?' diye inleyince neye uğradığını şaşırıyordu. Aklı başına gelene, olup biteni kavrayana kadar, kim bilir kaç telefona cevap vermek, 'Ben bildiğiniz erkeklerden değilim...' demek, kaç 'gay'e laf anlatmak zorunda kalacaktı. Telefonu hemen kapattırmazsa, günlerce gecelerce sürebilirdi uğradığı failsiz taciz!
Kadın, kafasında günlerce oynadı tek kişilik tiyatrosunu. Terk edilmişliğin hüznünden eser kalmamıştı içinde. Kapanmıştı yarası. Olağan yaşamına döndü. Arkadaşlarına, yeni bir ilişkiye hatta.
Aradan aylar geçti. Bir akşamüstü, yeni sevgilisinin kolunda sinemadan çıkarken rastladı 'öteki'ne.
'Bıktım!' çok değişmişti. Narin ve yakışıklı bir erkek güzeliyle sarmaş dolaştı.