Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Mülkün temeli müştemilat…

Radikal · 19 Ocak 2002

Yine düştüm yollara, yine geldim bizim ellere. Yeni bir dava açılmış, tabii ki 159'dan, yine 'ağır cezalık'ız sizin anlayacağınız. Kaç davam kaldı, diye saymayı bıraktım artık. Biri bitiyor, biri başlıyor çünkü. Beni altısı ağır ceza, gerisi asliye olmak üzere endeksi 21 ila 23 arasında değişen adli bir kategoriye abone yaptılar. Biri bitince, yenisi başlıyor ve gerek ağır ceza, gerek asliyede, yargılandığım maddeler BİLE değişmiyor. Yargısal endeksim İstanbul borsasından daha istikrarlı, kâğıt emisyonum devletinkinden daha düzenli, üstelik riski belli: Ağırda 10 yıl hapis ya da beraat. Asliyede ya maddi ya da manevi tazminat!

Kelebeklerde kanat, bendenizde parmak, okşar gibi dokunduğum tuşlardan çıkan her yazı, üşenmeyip ölçtüm, kuş tüyü hafifliğinde olup nesi ağırdır, anlamadım gitti vallahi. Ama birilerinin ağrına gittiği kesin, sonuncu marifetim, 'Hokus, Pokus, Suç' başlıklı makalede devletin emniyet güçlerine

'hokkabaz' demişim. Hokkabazlık hakaret midir Allah aşkına? Çok gücendim doğrusu, eğer bir hokkabazlar derneği varsa, üyelerini

göreve çağırıyor ve hokkabazlığı hakaret telakki eden devletin emniyet güçlerini, meslek onurlarını zedelemekten dava etmelerini bekliyorum.

Ben de mahkemelere gide gele, hem 'alaylı' hukukçu kesildim, hem de adliye saraylarını denetleyen kontrol mühendisi gibiyim. Örneğin Bakırköy ilçesinin sınırları dahilindeki ve kime ihale edilip kime yaptırıldığını HENÜZ bilmediğim, ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu YENİ Adliye Sarayı'nın girişine, bence 'Müştemilat mülkün temelidir' yazılmalıydı. Çünkü saray, yani gerçek adliye binası, parasızlıktan bitmemiş ve melül beton duruyor, daha doğrusu çürüyor; adalet ise, aslında sarayın müştemilatı olması gereken binada tecelli ediyor.

Üstelik müştemilat bile değil, bizatihi müşkülat. Bir kez, yeri kesinlikle bilinmiyor. Fen lisesi dershanelerinin bile yön göstergelerine eklendiği Bakırköy ve çevresinde, adaletin nerede, yani adliyenin hangi yönde olduğunu gösteren tek bir tabela yok. Daha doğrusu bir tane var da, kimse görmesin diye zaten adliyeye çıkmayan bir yola konulmuş. Koybola maybola, bin bir müşkül, mülkün temeli müştemilatı bulduktan sonra, keşke bulmaz olaydım, diyorsunuz, inanın. Çünkü henüz yargılanma aşamasında olmanıza karşın, kendinizi adliyede değil, hapishanede sanmanız için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamış, her türlü önlem alınmış. Duruşma salonlarında, pencere ve havalandırma yok. Galiba gözü bağlı adalet hanımdan esinlenilmiş: Elektrik kesildiği zaman, tabii jeneratör de bozulduğunda, zifiri karanlıkta görülüyor hukuk ve dağıtılıyor hak. Yazın ise, çünkü ben yaz başında da gittim: Çok pratik bir fırın. İki duruşmada, bir kürek ekmek nar gibi kızarır. Ama insanoğlu dayanıklı. Sadece terliyor, bayılıyor ya da çıldırıyor.

Bakırköy YENİ adliye (saray) müştemilatı, zanlıda sürekli bir 'Güneş girmeyen deliğe adalet sokar' korkusu yaratıyor ama, bu korku pek uzun sürmüyor, çünkü... Sıkı durun: Duvarlar, duvar değil. Kalın karton. Adalet beklerken sıkıntıdan biraz ağır abanmışım, az kaldı davalı olmadığım bir duruşmaya da giriyordum!

Bakırköy'ün neresine düştüğünü hâlâ anlayamadığım YENİ mülkün temeli müştemilat sarayını, mayıs başında Mesut Yılmaz ve Hikmet-i Sami Türk, görkemli bir törenle açtılar, sevgili okurlar. Oysa yanılıp, adliyenin yakınındaki Hipodrom'u açsalardı, hem yapılan törene daha uygun, hem de daha adil olurdu bence. Çünkü yarış atları, bu adliye müştemilatında yargılayan ve yargılanan insanlardan, çok daha İNSANCA koşullarda koşuyor, kazanıp kaybediyorlar hipodromda.

Ama naçiz yazarınız, Hikmet-i Sami ve her şeye rağmen hâlâ inanıyor Türk adaletine! Bugünlerde Türkiye'deyim ve sizlerden, e-posta göndermemenizi rica eder. Hem okuyamayacak hem de yanıtlayamayacak, bağışlayın.