Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Amerikan takıntısı

Radikal · 20 Ocak 2002

Gerçekten güzel kadınlar, sabah mahmurluğunda belli olurmuş. Naçiz yazarınız bunu bildiği için, asla kendisini sevmeyen birisiyle uyanmamıştır herhangi bir sabaha. Eh, sevenin de gözü kör olduğundan sabah kompleksinden uzak yaşadım bugüne kadar. Daha doğrusu düne kadar. İstanbul'a yalnız geldim ya bu kez, salt suratım değil küçücük evim de darmadağın; pejmürdelikten müthiş bir zevk alıyorum, bendeniz koca zoruyla hamaratlık yapanlardanım ve derli toplulukta

yıllık iznimi kullanıyorum! İşte dün sabah, keyifli bir yengeç gibi uyandım. Gözümü ve televizyonu aynı anda açtım. Çünkü normal sabahlarda Daniel efendi radyo ve televizyon izlettirmez. Gıy gıy klasik müzik dinlettirir. Bir de gazetelere izin verir,

çünkü sessiz okumayı öğrendim. Ve

bendeniz, keman figânlarını kesip haberleri dinlemek için onun gitmesini beklerim sabırla.

Tek gözüm haberlerde, diğeri bırakmaya çalıştığım sigara paketine kayık, ayılmaya çalışırken televizyon karşısında, spikerin okuduğu haber pat diye kesildi ve günün anlam ve önemine, yani Başbakan Ecevit'in ABD dönüşüne geçildi. Biliyorsunuz, sayın Başbakanımızın askıya saksı demesi için uçağa binmesi gerekmiyor. Ama 12 saatlik uçuştan sonra, hem de önündeki kâğıttan 'okuduğu' inciler, birer 'jetlag' harikasıydı: Kendisiyle birlikte ABD'ye giden yüzü aşkın işadamını kastederek, 'Çok sayıda işadamı Ankara'ya gelerek iş..şişleri geliştirdiler,' dedi. Bush'un başkanlık sıfatı, üç baş, bir bakandan sonra başkan olabildi. 'Demir Perde' dönemi, 'Çelik perdenin çökmesinden önce...' diye başladığı bir tümceyle, çelik bulunmadan önceki maden çağına havale edildi. Ve tabii, artık bir Ecevit klasiği olarak: ABD bir kez Amerika Büyük Devletleri ve bir kez de Avrupa Birliği diye anıldı. Biz artık alıştık, dilinden anlıyoruz sayın Başbakan'ın. Amerikalılar da kesin anlıyorlardır, çünkü Bush'un da devirdiği çamlar Ecevit'inkilerden daha küçük değil. Örneğin ABD Başkanı'nın, kendi politikası için çok önemli Pakistan devlet 'generali' Müşerref'in adını doğru dürüst telaffuz edebilmesi için yüz kere yazıp yüksek sesle okuma dersi alması gerekmiş. Benim bu gezide anlamadığım, sonuç olarak ülkemize hangi yararı ya da zararı sağladığı. Amerikan gazetelerine bakarsanız, 'Türkiye eli boş döndü...' diye başlık atıyorlar. Bizimkilere bakılırsa, Ecevit dönüş yolunda gevrek

kahkahalar attığına göre, çok başarılıydı.

Anlamadığım bir başka dava da, ABD'nin Irak sorunu. Türkiye'nin Irak'ta savaş istememesini çok iyi kavrıyorum. Ama ABD'nin niçin ve durup dururken illaki Saddam'ı kafaya takmasını, Irak'a saldırmak için yanıp tutuşmasını bir türlü çözemiyorum. Acaba diyorum, Bush'larda mı bir Saddam sendromu var? Baba Bush, Irak'a saldırdı, hallaç pamuğu gibi attı hatta; Saddam'ı pekâlâ devirebilecekken yerinde bıraktı! Şimdi oğul Bush, taktı kafaya Irak'ı. Oysa, aradaki dönemde Clinton diye bir adam vardı ABD'nin başında ve böyle bir takıntısı yoktu. Sertleşme, yumuşama, ambargo, tek tük bombalama, aç bilaç ve tehdit altında, yuvarlanıp gidiyordu zavallı Irak. Zaten Irak'ın, ABD'nin hangi tavuğuna kış dediğini de tam anlamış değilim. Saddam, ister diktatör olsun ister yataytör, laik bir lider. El Kaide ile ilişkisi, Usame bin Ladin'e desteği bulunamadı. Afganistan'dan sonra ve Sudan'dan ve Pakistan'dan ve Suudi Arabistan'dan önce, ki El Kaide örgütünün tüm beyin ve sakatat takımları bu ülkelere yayılmıştır, NİÇİN ahı gitmiş vahı kalmış Saddam'la uğraşıyor Amerika? Ve niçin tam da BUSH REJİMİ uğraşıyor?

Size biri casus, iki Fransız'ın yayımladığı bir belgeselden söz etmiştim ya, 'Bin Ladin-Yasak Gerçek' başlığını taşıyan, yanıtı bu kitapta buldum: Bush yönetiminin gerek Afganistan'da yaptıkları, gerekse Irak'a yapmak istedikleri 'tamamen duygusal' ve ne Taliban, ne Bin Ladin'le ilgili hassasiyetinin adı yalnızca PETROL! Sıkı durun, çarşambaya başlıyorum bu sütunda, yasak gerçekleri bire bir belgelerle açıklayan bu kitabın çevirisine. Bendeniz tam bunları yazarken, kapı çaldı. Açtım. Gelen kimse, çığlık çığlığa kaçtı. Çünkü henüz, oh canıma değsin, saçımı taramamış, yüzümü yıkamamıştım, ortalık da dandini. Demek ki, sabahları BİLE güzel olanlardan değilmişim, sevgili okurlar!