İnsan ve ayakkabı
Radikal · 26 Ocak 2002
Alfonso Carotenuto, 1896 yılından bu yana ayakkabı imal eden ve eski İtalyan kraliyetinin resmi ayakkabıcısı sıfatıyla iş dalında pek çok madalya sahibi bir ailenin son temsilcisi. Babadan oğula geçen zanaatını bakın nasıl anlatıyor:
"Babam, ayakkabıları anlamayı küçükken öğretti bana. Birlikte dükkânın önüne çıkar ve geçen yayaların ayakkabılarını seyrederdik. 'Bak oğul,' derdi, 'Şunlar iyi ayakkabıdır, bunlar kötü. Şunun uçları fazla kısa kesilmiş, bunun boyun kalıbı çok sıktığı için ayakkabı yüzünü buruşturuyor! Şu çift felaket ama, bu çift gerçekten mükemmel! Ötekileri geç, sürüm işi hepsi!' Yavaş yavaş, bir ayakkabının nasıl olması gerektiğini anlıyordum. Bugün dükkânımdan içeri giren bir müşterinin ayaklarını, daha eski pabuçlarını çıkarmadan Carotenuto damgalı ayakkabılarla çıkarken hayal eder ve mutlu olurum. İyi bir çift ayakkabı sahibi olmak, çok önemlidir. Akşam olup yatağınıza girmeden önce pabuçlarınızı çıkardığınız zaman, iyi biçilmiş, iyi dikilmiş, sağlam ve güzel ayakkabılarınıza bakarken, bütün gün sizi taşımış, taşırken hiç canınızı acıtmamış, yaşadıklarınızın sadık, rahatlatıcı tanığı, güvenilir bir çift dostunuzu görürsünüz. Ben de, benim ayakkabılarımdan hoşnut insanları düşünerek mutlu olurum. Yaşam dediğiniz, aşk ve işten ibaret. Mutluluk, ancak ikisini de severseniz mümkün. İnsan, ne iş yaparsa yapsın eğer severek yaparsa doygunluğa erişir. Aşkta da öyle..."
Şimdi diyeceksiniz ki, Alfonso Carotenuto'yu sen nereden tanıyorsun? Tanımıyorum. Varlığını, size daha önce de söz ettiğim Luciano De Crescenzo'nun 'Antik Yunan'ın Büyük Filozofları' kitabından öğrendim. Bu nefis yapıtın, daha doğrusu felsefe tarihçisi yazarının en hoş özelliği, gerçek filozofların yanı sıra 'küçük' insanların yaşam felsefesine de yer vermesi. Carotenuto'nun ayakkabıcılık anlayışından, çok önemli bir şey öğrendim ben örneğin: Bir çocuğa, meyve verecek ağaç gibi, işini severek yaşamanın küçükken ve babası tarafından aşılandığını. Carotenuto'ya babasının yaptığı ayakkabıcılık aşısı tutmayabilirdi. Annesinin güzel yemeklerinden yola çıkıp, aynı oranda başarılı ve mutlu bir aşçı olabilirdi. Ya da anasıyla babasıyla hiç ilgisiz bir meslek edinir, ama mutlaka ve mutlaka, hangi işe el atarsa atsın, aynı sevecenlik ve dinginlikle çalışır, mutlulukla başarıyı bağdaştırırdı. Çünkü ailesi, ona bir meslekten öte, bir yaşam biçemi, bir bakış açısı aşılamıştı ki, bu aşının tutmamasına imkân yoktur. Fransa'da çocuk hakları vakfının, çocuklarına eziyet ve işkence suçundan yargılanan aileler üstüne yaptığı bir araştırma, işkencecilerin TÜMÜNÜN kendi çocukluklarında dövülen ve işkence gören kişiler olduğunu ortaya koyuyor. Yani tüm çocuklar, erişkin oldukları zaman bile gençken yapılan aşıların meyvesini veriyorlar. Bugün Türkiye, girmeye hazırlandığı AB'nin gerek üyeleri, gerekse kendisi gibi adayları arasında, en çok dayak atılan, en çok intihar edilen, en çok cinayet işlenen ve işkencenin tüm toplumsal katmanlarda en yaygın olduğu ülke. İnsanlık dışı uygulamaların her dalındaki bu 'en çok' rekorları ise, nüfus patlamasıyla kırılıyor. Yani Türkiye'de, normalde bir ya da iki 'kötü aşılı' insan yetiştirecek aile biriminden, dört, beş, on 'kafası burulmuş' çocuk çıkıyor. Bu çocukların bazıları, okuyorlar, ama adam olamıyorlar. Çünkü adamlık, önce aile birimi tarafından aşılanan bir kavram. Adam gibi adam yetiştirecek aile birimleri ise, doğru dürüst besleyip eğitim veremeyeceği sayıda çocuk yapmıyor. Hatta böylesi çiftler, yerlerini alacak iki çocuk değil, tek çocuk yapıyor. Bu durumda artan nüfus, yalnızca ve yalnızca kötü gelenekli, kötü görenekli, kötü gelecekli kişilerden oluşuyor. Üstelik bu çokluk, birey olarak insana verilmesi gereken değeri de ortadan kaldırıyor. Bir yer geliyor, insan ortadan kaldırmakla hayvan itlaf etmek aynı anlam, önem ve düzeyde buluşuyor.
Türkiye'nin en büyük sorunu, işte bu denetimsiz nüfusun serseri kurşunlar gibi ortalıkta dolanması ve tabii ki, pek çok kafada patlamasıdır. Ülkemizin irtica, terör ve her türlü sorunu, eğer günün birinde aşırı nüfus artışı önlenebilir ve yapılan her çocuğa, Carotenuto'nun imal ettiği bir çift ayakkabıya verdiği değer kadar değer verilebilirse çözülebilir.