Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Umudun intiharı

Radikal · 27 Ocak 2002

Son haftalarda Türkiye'nin gündemi, birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında sıkı ilişkili iki konuya odaklandı. Gençler arasında yaygınlaşan intihar olgusu ve hükümetin, demokrasiyi göz göre göre kurutacak olan 312 ve 159'uncu maddeleri ağırlaştırma girişimi.

Her yaştan intiharların giderek arttığı ülkemizde, pek çok yoksul genç; kimi zorla evlendirildiği, kimi isteyip de evlenemediği,

bazısı ailesi, bazısı toplum yani töre baskısına dayanamadığı için canına kıyıyor, büyük çoğunluğu ise işsizlik, parasızlık, kısacası çaresizlik yüzünden.

Yoksul genç intiharları, elbette üzüyor, duygulandırıyor toplumu ve ertesi günü olmayan bir haberle yer alıyor basında. Oysa zengin bir gencin intiharı, günlerce, haftalarca konuşuluyor, yazılıyor, dolayısıyla polis tarafından da daha çok soruşturuluyor. Çünkü biz, yani toplum, işsiz, parasız, kimsesiz ya da çokkimseli, yani baskı altında bir çocuğun intiharını, doğal karşılamasak bile anlayabiliyoruz. Ne var ki, yediği önünde yemediği arkasında yaşatılan, üstüne titrenen, en iyi okullarda okutulan, en şık giysilerle donatılan, baskı ne kelime, özgür mü özgür yetiştirilen, anasının babasının göz bebeği, ilgi odağı bir çocuğun intihara varan çaresizliğini kavramakta zorlanıyoruz. Hatta çoğu zaman, öylesine anlam veremiyoruz ki böyle bir çocuğun umutsuzluğuna, kendi çocuğumuzun da biz farkında olmadan 'saçmalayabileceği' korkusu sarıyor içimizi ve tabii, daha çok ilgileniyoruz anlamadığımız konu, yani ZENGİN çocukların intiharlarıyla.

İşin garibi, Türkiye'de toplumun en iyimser tahminle onda dokuzunu oluşturan orta ve düşük gelirli insan gurubunun içindeki intihar oranı; belki onda biri bile olmayan yüksek ve çok yüksek gelir gurubunun içindeki intihar oranından daha düşük. Başka bir deyişle, sayıları az olan zengin çocuklar arasında daha çok intihar görülüyor nedense. Nedense mi gerçekten? Hayır. Nedeni

o kadar belli ki, kimsenin görememesi, herkesin aynılaşmasıyla, yani yaşam ve anlamına aynı pencereden aynı gözlüklerle bakmasıyla mümkün ancak: Mutluluk eşittir para, başarı ve sağlık. Zengin aile çocuklarında bunların hepsi var. Öyleyse niye intihar ediyorlar?

Bu çocuklar, onların cömert ve iyi yüreklerini dolduracak bir dava bulamadıkları, kendilerine özveri gerektiren bir ideal, küçük varlıklarını aşan bir yüce, bir ortak amaç sunulmadığı için intihar ediyorlar. İnsanlar gençken merhametlidir, dünyayı paylaşmak ve değiştirmek ister. İşte bu çocukların elinden, dünyayı değiştirmek hayali alındı. Politika yasaklandı, çevresi yoksullukla sarılı küçücük ve korumalı alanlarda, ülkenin çirkin yüzünden, zorluklarından soyutlanmış olarak büyütüldüler. Kimse onlara, tabağındaki yemeği yemesi için, 'Bak bu lokmayı bulamayan binlerce yaşıtın var!' uyarısını yapmadı. Kimse onlara, Kemalettin Tuğcu'nun Simitçi Çocuk'unu ya da Andersen'in Kibritçi Kız'ını okutmadı, çünkü bir 'izm'e kapılacağından korktu analar babalar. Sevgili Melih Aşık, bu konuyu tartışırken çok güzel bir özet yaptı ve: "Ben de sorunlu bir çocuktum. Derken okulda, Türkiye'nin sorunlarıyla ilgilenmeye başlayınca, kendi sorunum kalmadı!" dedi bana.

Yurdunun ya da dünyanın sorunlarını üstlenen gençler, bunalıma sürükleyen güdük içedönüklüğü geride bırakır ve yeni ve büyük misyonlarında sonuca ulaşamasalar bile, dışadönüklüğü başarırlar. Çünkü her gencin içinde bir kahraman yatar ve bir ideale ihtiyaç vardır.

'İzm'lerden uzak, apolitik ve kısır bir refah içine hapsedilen genç, kendi 'izm'ini, örneğin 'satanizm'i yaratır. Sorarım size, sosyalist, faşist ya da dinci dinsiz terörist mi olmak daha saçmadır, yoksa satanist olmak mı? Aile içi

kültür ve vasat bir zekâyla ilk üçünden kurtulabilirsiniz ama, bakın bu çocukların düşün bilinci, satanizmin saçmalığını dahi anlayamayacak kadar boş ve umutsuzluk iradelerini, ölüme kadar kullanıyorlar.

Biliyor musunuz? Satanist olup intihar eden bu sayıda genç, yalnızca Türkiye'de var. Oysa dünyanın her yerinde sorunlarını aşamayan çocuklar var. Ama onlar, ölümü düşündüklerinde, kendilerini öldürmektense, başkalarını

öldürmeyi tercih ediyorlar. Ve hemen hepsi,

sevgi ya da ilgi gibi bir mahrumiyetin,

bir şiddet çevresinin meyvesi. Türkiye'deki Lara'lardan yok, aralarında.

Türkiye'de parayı bir araç değil, amaç olarak koyan anlayış, her şeyi olan çocukları umutsuzluğun en dip noktasına sürüklerken, devlet düzeyinde de aynı anlayışın zorbalıkla yerleştirilmesi aşamasına, 312 ve 159'uncu maddelerdeki faşizan değişikliklerle gelindi.

Bu konuyu da gelecek hafta irdeleyeceğim.