Her şeye rağmen
Radikal · 1 Şubat 2002
Türkiye'yi oldum olası çiftlikleri, kendilerini de çiftliğin ağası sanan ve çiftlik ahalisinin tepkisizliğine bakılırsa belki de haklı olan, ancak bir ülke çiftlik gibi yönetilemeyeceği için el attıkları her şeyi ağzına yüzüne bulaştıranların; düşünen ve konuşan insanlara takmaya kalkıştığı 159'luk at gözlüğüne ve gemine karşı, yolun sonunda tek başıma kalsam bile mücadele edeceğimi açıkladığım 'Hazırlık' yazısı, ummadığım bir ilgi gördü.
Yazının yayımlandığı çarşamba günü, Paris uçağında geldi ilk tepkiler. Derken, e-posta adresim destek ve başarı dilekleriyle doldu taştı. Hemen hepiniz, TCK'nın genişletilmek istenen 159. maddesine karşı Radikal gazetesinin kararlı muhalefetini takdirle karşılıyor, ama gazetemizin bu haklı mücadelesine BİR adet TC yurttaşı ve yazarının, üstelik Paris'ten nasıl bir katkıda bulunabileceğini, özetle ne yapabileceğimi sorguluyorsunuz.
Hep birlikte göreceğiz.
Ama...
Günün birinde, üstelik çok yakın bir
gelecekte, Mehmet Namık Paşa'nın durumuna düşmemek, sözümüzü dosdoğru söyleyebilmek ve yazımızı dimdik yazabilmek için, mücadele etmek zorunda olduğumuz kesin.
Okurum Ahmet Çelebiler, büyük dedesi Namık Paşa'nın hicri 1271 yılında Sadrazam'a yazdığı bir mektubu gönderdi. TC Başbakanlık arşivine 16639 belge numarasıyla kayıtlı mektupta Namık Paşa, hicri takvimle 1268 yılında 60 bin kuruş olan maaşının, bir görev değişikliği nedeniyle 1271 yılında 15 bin kuruşa indirilmesini doğrudan yeremediği için, şu sözlerle hicvetmiş:
"Hakkım ve müstahak olmadığım Padişah teveccühü olmak üzere cakerlerine bu kerre lütfen ve ihsanen 15 bin kuruş maaş nimeti verilmesine dair sadaret tezkeresiyle malumum olmuştur.
Bu kulları hiçbir şeye liyakat ve istihkakım olmadığı zahir iken şimdiye kadar birbirini müteakkib görmüş olduğum Padişah bunca nimetleri ve sonsuz iltifatlarına hak kazanmak üzere bu defa dahi olvechile mükemmel maaş ihsanı ile kayrılmaklığım ihsan âli olarak ötedenberi sadık köleniz ve tam bir itaatle kulluğa alışmış olduğum duayı devam ömür ve ikbal hazreti şehinşahin tekrarına mübaderetle bundan böyle dahi ömrüm oldukça görülen iyiliğe mükabil hoşnut ve şükür ve layık ve müstehak hal ve hareketle meşgul bulunduğum ve bulunacağımın mübarek han hazretlerine buyurmama sadaretiniz yardımıyla arz ve sayan buyrulması. Mehmed Namık, 6 Muharrem 1271."
Ahmet Nuri Sinaplı'nın 'Mehmet Namık Paşa' (Yenilik Basımevi, 1987) kitabının 174. sayfasında da yer verdiği bu mektuptan siz bir 'eleştiri' anlamı çıkardınız mı bilmiyorum, ama metin üzerinde epeyce ter döken bendeniz 'ince' bir alay ve 'küskünlük'
bulduğumu söyleyebilirim.
78'lik 'genç' Türkiye Cumhuriyeti'ne umut diye, gelecek diye diye 'Onuncu Yıl' performansını özletenler, ifade özgürlüğünü ileriye götürecek değiller ya, hangi kafa, hangi zihniyet ve hangi alanda geleceğe yöneldiler ve yönelttiler ki bu ülkeyi, TCK'nın 159'unda gerilemeyelim?
Onlar, elbette 21. yüzyılda bizlerin, Namık Paşa gibi 'ince' eleştirilerle yetinmemizi tercih ederler. Osmanlı kafası 'minyatür hiciv' ölçüsüne hapsettiği sözlü ve yazılı eleştiriyi, halk tarafından anlaşılmaz kılarak hükmetmedi mi tebaya, sağlamadı mı itaati?
Ama bu kez, onlar ve güdük ve sansürcü kafaları için çok geç artık. Artık bizler, onlara rağmen, başta bendeniz lafı döndürüp dolaştırmadan, eveleyip gevelemeden konuşmaya alıştık. Demokrasi diye yedirmeye kalkıştıkları yasakçılığı, yutmayacağız.
Bundan öteye ancak, demokrasinin içine ve ifade özgürlüğünün üstüne çok uzun süredir tükürenlerin, tükürdüklerini yalamak özgürlüğü var. O kadar