Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Akıl ve izan

Radikal · 2 Şubat 2002

Belgeye göz atar atmaz, içimdeki ses neşeyle bağırdı: "Müjde! Bir 159'un daha oldu!" Erkek mi, kız mı diye baktım, meğer

Adalet Bakanlığı'ymış...

Dün öğleden beri, devam eden 159'luk davalarımın sayısı üçe yükseldi, hakkımda 12 değil, 18 yıl isteniyor, sonuncusu

'anlayana' ibret, çünkü tam da 312 ve 159. maddelerdeki değişiklikler tartışılır ve Radikal gazetesi tüm gücüyle kampanya yürütürken, söz konusu değişiklikler 'içime sinmedi' diyen Hikmet-i Sami'nin bakanlığı tarafından açılmış. Başka bir deyişle Hikmet-i Sami efendi, bir yandan 'Vallahi bu değişiklikleri ben yapmadım, siyaset yaptı' diyor, öte yandan bendenize 'Adalet Bakanlığı'nı neşren tahkir ve tezyif' suçlamasıyla bir 6 yıl hapis daha talep ediyor. Suç aleti, 29.06.2001 tarihinde yayımlanan 'Allah için' başlıklı yazım. İsteyenler, Radikal'in web sitesindeki eski sayılarda okuyabilirler...

Bu 159'la sizin başınızı ağrıttığımın farkındayım. Ama izninizle daha çok ağrıtacağım, çünkü siz benim henüz 'bir işi' kafaya takmış halimi hiç görmediniz. Hani hep sorarsınız ya, "Biz ne yapabiliriz, nasıl yardımcı olabiliriz?" diye, en büyük yardımınız göstereceğiniz tahammül olacak, ben bıkmadan 159'la uğraşacağım, siz de bıkmadan okuyacaksınız. Çünkü Türkiye'yi yöneten kafanın güdüklüğünü değiştirmek, bu TCK maddesinde öngörülen HAPİS CEZASI yaptırımını değiştirmek bile değil, düpedüz kaldırmaktan geçiyor. Size ilk haberimi vereyim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı, İsviçreli yargıç Luizius Wildhaber ve mahkemenin Türk yargıç üyesi Rıza Türmen, nisan ayı başında, tam olarak 8 Nisan'da Türkiye'ye geliyorlar. Ülkemiz, bu mahkemeyi yıllar önce resmen tanıdı ve kuruluşunda imzası var. Ancak, mahkeme kararlarına yaklaşımı tam bir alaturkalık. Kendi lehine, örneğin RP'nin kapatılması yönünde karar verdiğinde, yani işine geldiğinde AİHM'yi alkışlıyor devletlülerimiz. Ama özellikle

'ifade özgürlüğü' babında aleyhine alınan kararlara geldi mi, uygulamıyor. Ve halen Türkiye'nin başı bu mahkemenin 'delegeler komitesi'yle epeyce dertte. Çünkü AİHM, Türkiye'nin ifade özgürlüğü babında haksız hapis cezasına çarptırdığını karara bağladığı kişilerin 'haklarını iade' etmediğini tespit etmiş bulunuyor. İşte AİHM Başkanı, bazı 'şeyleri' anlamaya geliyor Türkiye'ye. Eğer Türkiye günün birinde bir AB ülkesi olmak istiyorsa, hatta en vahimi, bırakın AB üyeliğini, eğer Avrupa Kıtası tarafından tümüyle dışlanıp, bu dışlanmanın sonucunda kredi kurumları başta olmak üzere her türlü siyasal ve ticaret ilişkisinin Türkiye'nin 'yadsınmasıyla' sonuçlanmasını istemiyorsa AİHM'nin nisan ziyaretini çok ciddiye almalı...

Hukuk ciddi bir iştir. Ama bu ciddiyet, Hikmet Sami Türk'e özgü ciddiyete benzemez. Çünkü Türk bugün vardır, yarın yoktur, ciddiyeti izafidir, oysa hukuk kalıcıdır ve mükemmel olmak, adamına göre değil, insanlığa uygun olmak zorundadır. Hukuk, siyaset değildir. Çatlamış bir siyaseti, bir koalisyon hükümetini yapıştırmaya yarayan zamk da değildir. Türkiye'nin fikir ve ifade özgürlüğü, MHP hükümeti bozar diye kısıtlanamaz. Çünkü bir ülkenin hukuku, biri gelip biri giden, seçime göre değişen hükümet ya da ortak kafalarına göre yazılmaz, yapılmaz. Oysa Türkiye'de hukuk siyasetçilerin kafasına göre yapılıyor. Örneğin, AB'ye uyum diye ifade özgürlüğünü kendi yasakçı kafasına uyduran bazıları, kendilerini hukukun üstünde görüyor. MHP lideri Devlet Bahçeli'yi duydunuz: ANAP ve SP liderleri için, 'tutarsız, seviyesiz, çarpık kafalı' dedi. Bu sözler, tam da kendi savunduğu 159. madde değişikliğine göre suç aslında ve Bahçeli, üç yıla kadar hapisle yargılanmalı. Çünkü hakaret ettiği Mesut Yılmaz ve Recai Kutan, milletvekili. Ve tam da 'yeni' 159, bir milletvekiline hakareti TBMM'ye hakaret sayıyor, iyi mi? Öyleyse Bahçeli hangi cesaretle böyle konuşabiliyor? Tabii ki dokunulmazlığı var, değil mi? Demek ki Bahçeli, kendisini konuşturup milleti susturan bir hukuktan yana.

Dokunulmaz olsaydı babam da küfrederdi! Hem de kime küfredeceğini iyi bilirdi.

Yazarları ve gazetecileri hapislerde süründürüp kendileri dokunulmazlar, ergenekonsal ve geleneksel izanlarına göre gerçekten 'erkekse'ler ve sıkıysa, vekil değil millet olarak Türk işi 'ifade özgürlüğü'nü kullansınlar da görelim...