Depremini bekleyen şehir
Radikal · 3 Şubat 2002
Mavi masum çocuk gözlerini kocaman bir hayretle açtığını görür gibiyim. Senin göremediğin, eline alıp sevemediğin kitabının adını bildiğime şaşırdın değil mi... Sevgili Aykut Barka?
Sana sen dememi bağışla, hiç tanışmadık, ama tanışmadığım tüm okurlarım da 'sen' derler bana, senin, hem de ilk okurun olarak benim de aynı ihtiyacım var; görmeden çok sevmiştim, çünkü saymıştım seni ve seni sevenler, 'Depremini Bekleyen Şehir' kitabını henüz basılmadan ulaştırdılar bana. Bir gecede okudum, uzman gazeteci Ali Er'le birlikte hazırladığınız vasiyetini, Aykut Barka. Çünkü biliyoruz, sanki biliyormuşsun gibi öleceğini, o kitap, ölmesini istemediğin İstanbul şehrine son ihbarın, vasiyetindi!
Senin gibi insanlık için çalışan, felaketlere karşı uyaran uzman meleklere, kutsal dilde 'haberci' diyorlar. Rahat uyu diyemeyeceğim, çünkü vasiyetin tutulana değin güzel çocuk bakışlarını üzerimizden eksik etmeyeceğine eminim. Ama sen üstüne düşeni yaptın, için rahat, kanatlarını açıp uçabilirsin gözlem mevkiine; ne gerekiyorsa bir bir anlattın, yetmedi yazdın, bundan ötesi artık aymazların ayması...
Başta politikacılar, Türkiye'yi dolduran ve kuşatan düz adamlar, bu toprakları kendi küçük yaşamları sırasında 'var' sayıyorlar. Sen ve senin gibi bilimci arkadaşlarının dışında kalan hemen her Türk, sınırlı ve kısacık yaşamını sarsmayan doğayı, kıpırdamaz sanıyor. Oysa sen ve seni anlayanlar, biliyorlar ki İstanbul binlerce yıldır, her yüzyıl birkaç kez sallanmacasına ve en kötüsü, eğer iki yüz yıl sallanmazsa, üçüncü yüzlükte YIKILMACASINA var... Ve sen, vargücünle bağırdın, bağırıyorsun kitabında: "Marmara fayı en az 235 yıldır enerji biriktiriyor. Bu segmentin 30 yıl içinde 7'den büyük bir depremle hareket olasılığı yüzde 62. Öngörülen kayıp ve zarar, bir savaşın yol açacağı sonuçlardan daha ağırdır. Ancak uzmanların yaptığı uyarılar, muhtemel ki ortada depremin gelmekte olduğunu gösteren bir fiziksel belirti yokluğu nedeniyle, yetkililer üzerinde etkili olamamakta ve deprem konusu, ne hükümetin, ne parlamentonun ne de siyasi partilerin gündeminde yer almaktadır.
Şu anda İstanbul, dünyanın deprem riski en yüksek şehri olarak bilinmektedir. Bu durumda bizim, hiç vakit kaybetmeden İstanbul'u depreme hazırlayacak planlar ve uygulamalar yapmamız gerekmekte. Oysa, konunun ne kadar ciddi olduğunu gösteren 17 Ağustos depreminden bu yana yaklaşık iki buçuk yıl geçmesine rağmen, bırakın risk azaltıcı çalışmaların başlamasını, risk belirleme çalışmaları bile tamamlanamamış; doğanın İstanbul'a tanıdığı sürenin sınırlı olduğu gerçeği göz ardı edilmektedir."
Müjde, Aykut Barka! Sözlerini Japonlar göz ardı etmiyor. Geçen ay Tokyo'lardan kalkıp geldiler ve bizim 'yetkililere' düpedüz, dosdoğru, birinci Boğaz Köprüsü'nün depremde yıkılacağını, yıkılmaması için gereken takviye çalışmalarının kendileri tarafından ve kendi verecekleri kredilerle yapılabileceğini açıkladılar. Kendilerine ne yanıt verildi, bilmiyorum. Çünkü bütün bunları, bizim 'aymazlara' gülümseyerek anlatıyorlardı televizyonda, bilirsin bizde gülümseyerek anlatılan şeyler ciddiye alınmaz, bizim aymazlar 'Allah kerim,' deyip geçiştirmişlerdir Japonları herhalde.
Kitabının sonuna doğru, 'Bu Kimin Depremi Allah Aşkına' diye başlık atmışsın. Çünkü, 17 Ağustos depreminden sonra yapılan tüm deprem araştırmalarının yüzde 95'i yabancı ülkelerin sağladığı finansmanla gerçekleştirilmiş. Türkiye'nin Marmara Denizi'nde beklenen depreme ilgisi ile Amerika, Japonya, Fransa, İtalya gibi ülkelerin Türkiye'deki depremlere olan ilgisini kıyaslayınca ister istemez, gelecek depremin hangi ülkenin kentini, insanlarını, geleceğini, ekonomisini tehdit ettiği sorusu takılıyor kafalara.
Oysa İstanbul, yalnız İstanbul'u değil Türk ekonomisini yıkacak, çünkü en az 50 milyar dolarlık zarara mal olacak ve on binlerce, yüz binlerce can alacak bu depreme karşı, 200 milyon dolarlık bir önlemler dizisiyle karşı durabilir diyor hesap kitap adamları, bilimciler.
İstanbul mütevekkil, depremini bekliyor, Aykut Barka. Üstelik umuru değil. Çünkü o, depremle var oldu, depremle yok olabilir. İstanbul ahalisi ise kendisine sahip çıkacak bir devlet bekliyor hâlâ. O devletin olmadığından, gelmeyeceğinden, ama depremin geleceğinden emin, her bireyi belki kendi evi ayakta kalır umuduyla, uzatmaları oynuyor.
Sen, öngördüğünü görmemeyi tercih ettin, sahne yıkılmadan oyundan çıktın, o kadar.